BüyükTorbalı Gazetesi

Avrupa ile Asya kıyası

AVRUPA ile Asya birbirine kıyas edilmez:

1- Avrupa bir dükkân, bir kışla i-se; Asya bir mezraa, bir câmi hük-mündedir. Bir dükkâncı dansa gi-der, bir çiftçi gidemez. Kışla vazi-yeti ile mescid vaziyeti bir olmaz

2- Din-i İslâm’ı Hristiyan dinine kıyas edip, Avrupa gibi dine lâ-kayd olmak, pek büyük bir hata-dır. Evvelâ: Avrupa, dinine sahibi-dir. Başta Wilson, Loid George, Venizelos gibi Avrupa büyükleri, papaz gibi dinlerine mutaassıb ol-maları şahiddir ki; Avrupa dinine sahibdir, belki bir cihette mutaas-sıbdır.

3- İslâmiyet’i Hristiyan dinine kı-yas etmek, kıyas-ı maalfarıktır, o kıyas yanlıştır. Çünki Avrupa di-nine mutaassıb olduğu zaman me-denî değildi; taassubu terketti, medenîleşti. Hem din, onların içinde üçyüz sene muharebe-i dâ-hiliyeyi intac etmiş. Müstebid za-limlerin elinde avamı, fukarayı ve ehl-i fikri ezmeye vasıta olduğun-dan; onların umumunda muvak-katen dine karşı bir küsmek hâsıl olmuştu. İslâmiyette ise, tarihler şahiddir ki, bir defadan başka dâ-hilî muharebeye sebebiyet verme-miş. Hem ne vakit ehl-i İslâm, di-ne ciddî sahib olmuşlarsa, o za-mana nisbeten yüksek terakki et-mişler. Buna şahid, Avrupa’nın en büyük üstadı, Endülüs Devlet-i İslâmiyesidir.
Hem ne vakit, cemaat-ı İslâmiye dine karşı lâkayd vaziyeti almış-lar, perişan vaziyete düşerek te-denni etmişler.

4- Hem İslâmiyet, vücub-u zekât ve hurmet-i riba gibi binler şef-katperverane mesail ile fukarayı ve avamı himaye ettiği; akıl erdi-remiyor musunuz? Düşünmüyor musunuz? gibi kelimatıyla aklı ve ilmi istişhad ve ikaz ettiği ve ehl-i ilmi himaye ettiği cihetle daima İslâmiyet, fukaraların ve ehl-i il-min kal’ası ve melce’i olmuştur. Onun için, İslâmiyet’e karşı küs-meye hiçbir sebeb yoktur.

5- İslâmiyet’in Hristiyanlık ve sair dinlere cihet-i farkının sırr-ı hikmeti şudur ki:
İslâmiyet’in esası, mahz-ı tevhid-dir; vesait ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiy-le kıymet vermiyor. Hristiyanlık ise “velediyet” fikrini kabul ettiği için, vesait ve esbaba bir kıymet verir, enaniyeti kırmaz. Âdeta ru-bubiyet-i İlahiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. “Yahudiler hahamlarını, Hıristi-yanlar rahiplerini ve Meryemin oğlu Mesihi Allah’tan başka Rab edindiler. Hâlbuki onlara bir tek İlâha ibadet etmeleri emr olun-muştu. Ondan başka İlah yoktur. O, onların ortak koştukları şirkten münezzehtir.” âyetine mâsadak olmuşlar. Onun içindir ki, Hristiyanların dünyaca en yük-sek mertebede olanları, gurur ve enaniyetlerini muhafaza etmekle beraber sâbık Amerika Reisi Wil-son gibi, mutaassıb bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dini olan İslâ-miyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar, ya enaniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için bir kısmı lâkayd kalıyorlar, belki dinsiz oluyorlar.

6- Asya’da uyanan akvam, fikr-i milliyete sarılıp, aynen Avrupa’yı her cihetle taklid ederek, hattâ çok mukaddesatları o yolda feda ederek hareket ediyorlar. Hâlbuki her milletin kamet-i kıymeti başka bir elbise ister. Bir cins kumaş bile olsa; tarzı, ayrı ayrı olmak lâzım gelir. Bir kadına, bir jandarma elbisesi giydirilmez. Bir ihtiyar hocaya, tango bir kadın libası giydirilmediği gibi.. “Körü körüne taklid dahi, çok defa maskaralık olur.”

7- İşte ey ehl-i Kur’an olan şu va-tanın evlâdları! Altıyüz sene de-ğil, belki Abbasîler zamanından beri bin senedir Kur’an-ı Hakîm’in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur’anı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi, Kur’ana ve İslâmiyete kal’a yap-tınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müdhiş tehacümatı def’ettiniz, “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allahı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu-durlar. Allah yolunda mücahede eder ve bu hususta dil uzatan hiçbir kimsenin ayıplamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfudur ki dilediğine verir. Allah vâsi ve alîmdir (ihsanı bol-dur, her şeyi hakkıyla bilir)”. âyetine güzel bir mâsadak oldu-nuz. Şimdi Avrupa’nın ve firenk-meşreb münafıkların desiselerine uyup, şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız!
Cây-ı dikkat bir hal: Türk milleti anasır-ı İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tara-fında olan Türkler ise Müslüman-dır. Sair unsurlar gibi, müslim ve gayr-ı müslim olarak iki kısma inkısam etmemiştir. Nerede Türk taifesi varsa, Müslümandır. Müs-lümanlıktan çıkan veya Müslü-man olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi). Hâlbuki küçük unsurlarda dahi, hem müslim ve hem de gayr-ı müslim var.
Ey Türk kardeş! Bilhâssa sen dik-kat et! Senin milliyetin İslâmiyet-le imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yü-zünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesvesele-riyle, desiseleriyle o mefahiri kal-binden silme!

8- Memleketimiz Avrupa’ya kıyas edilmez. Çünki orada düello gibi çok şiddetli vasıtalarla açık-saçıklık içinde namus bir derece muhafaza edilir. İzzet-i nefis sahi-bi birisinin karısına pis nazarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar. Hem memalik-i bâri-de olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve camid-dirler. Bu Asya, yani Âlem-i İslâm kıt’ası, ona nisbeten mema-lik-i harredir. Malûmdur ki; muhi-tin, insanın ahlâkı üzerinde tesiri vardır. O bârid memlekette, soğuk insanlarda hevesat-ı hayvaniyeyi tahrik etmek ve iştihayı açmak için açık-saçıklık, belki çok sû’-i istimalata ve israfata medar olmaz. Fakat seri-üt teessür ve hassas olan memalik-i harredeki insanların hevesat-ı nefsaniyesini mütemadiyen tehyic edecek açık-saçıklık, elbette çok sû’-i istimalata ve israfata ve neslin za’fiyetine ve sukut-u kuvvete se-bebdir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-ı fıtrîye mukabil, her bir-kaç günde kendini bir israfa mec-bur zanneder. O vakit, her ayda onbeş gün kadar hayız gibi ârıza-lar münasebetiyle kadından te-cennüb etmeye mecbur olduğun-dan, nefsine mağlub ise fuhşiyata da meyleder.

9- Asya sıcak ülke olduğundan insanları zekidir. Avrupa soğuk memleket olduğundan ahmaktır. Ahmak oldukları için tek başına bir iş yapamadıklarından, akıllarını bir araya getirip külli bir akılla ilerleyebilirler. Öyle de ol-muştur. Ama asya insanları sıcak ülkelerde yaşadıklarından zekidir-ler. Zeki insanlar akıllarına gü-vendiklerinden bir araya gelme ve birleşme lüzumu hissetmezler. Belki zekâları fitneye de sebebi-yet verebilir. Öyle de olmuştur. Asya insanlarının zekâlarının üs-tünde, onların akıl ve zekâlarını toplayacak, daha üstte bir külli akla ihtiyaçları vardır. O külli akıl da vahiy ve dindir. Öyleyse Avru-pa aklıyla ilerleyebilir ama asya ülkeleri vahye ve dine dayanma-dan ilerleyemeyecekleri muhak-kaktır. Tecrübe de bunu göster-miştir.
Tarih de bunun en büyük şahididir.

Yazıma Akif’in şu dizeleriyle son veriyorum;

Alınız ilmini garbın, alınız san’atını;
Veriniz hem de mesainize son sür’atini.
Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;
Çünkü milliyeti yok san’atın ve ilmin; yalnız..

Etiketler:,
Okunma Sayısı: 23 | Yazdır Yazdır |
  • Paylaş
mytorbali.com
Translator
Turkish flagItalian flagEnglish flagGerman flagFrench flagSpanish flagJapanese flagArabic flagRussian flagGreek flagDutch flagHebrew flagIndonesian flagSlovenian flagUkrainian flagVietnamese flagAlbanian flagMalay flag