<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BüyükTorbalı.Com &#187; Ali HANER</title>
	<atom:link href="http://buyuktorbali.com/category/ali-haner/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://buyuktorbali.com</link>
	<description>Büyüyen Torbalı'nın Büyük Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 08:42:34 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İneği sağalım ama öldürmeyelim</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/inegi-sagalim-ama-oldurmeyelim/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/inegi-sagalim-ama-oldurmeyelim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 05:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[İnek]]></category>
		<category><![CDATA[Sağmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=4261</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlu gariptir, her lafı kaldırmaz
İnek dersin kızar, sağarsın aldırmaz.
BU dizleri okuyunca ülkemizde uygulanmakta olan vergi sistemi geliyor aklıma. Vergi adı altında insanlarımız adeta sağılıyor. Eski Ro-ma’da eyalet valilerinden biri, vergilerin arttı-rılmasını teklif edince, şu cevabı almış;
“İyi bir çoban, koyunların yününü kırpar ama derisini yüzmez.” Bu gidişle vatandaşta ne yün kalacak ne de deri.
Hangi faturaya bakarsanız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-158 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="120" height="140" />İnsanoğlu gariptir, her lafı kaldırmaz<br />
İnek dersin kızar, sağarsın aldırmaz.<br />
BU dizleri okuyunca ülkemizde uygulanmakta olan vergi sistemi geliyor aklıma. Vergi adı altında insanlarımız adeta sağılıyor. Eski Ro-ma’da eyalet valilerinden biri, vergilerin arttı-rılmasını teklif edince, şu cevabı almış;<br />
“İyi bir çoban, koyunların yününü kırpar ama derisini yüzmez.” Bu gidişle vatandaşta ne yün kalacak ne de deri.<br />
Hangi faturaya bakarsanız bakın mal ve hizmet kadar da vergi eklenmiştir. Örneğin telefon fa-turasını inceleyin. Konuşma bedeliniz on beş liraysa KDV, ÖTV, İletişim vergisi, şu mtrahı, bu matrahı falan filan bir bakmışsınız fatura çıkmuş otuz beş lirayı aşıyor. Benzinin rafineri çıkışı 78 kuruş, arabanıza alırken opmpa fiyatı üç lirayı aşıyor. Vergi adı altında dünyanın en pahalı olup çıkıyor. Vergisiz hiçbir şey yok. Herşeyden vergi alınıyor.<br />
Vakti zamanında böyle bir ülke daha varmış, hazine tam takırmış, padişah, işten anlayanları toplayıp sormuş, herkes bir vergi önermiş ama birisinin önerisi pahişahın çok hoşuna gitmiş;<br />
“Tavuk satanlardan, başı kel olanlardan, adı İbiş ce dahi kılıbıklardan birer akçe alınacak”<br />
Padişahın yeni koyduğu vergiden haberi olmayan bir köylü, kasabanın pazarında tavuk satarken zaptiyeler yakasına yapışmış:<br />
“Ver bir akçe tavuk vergisi!” Adam itiraz etmiş, kaçmaya çalışırken külahını düşürmüş, meğer kelmiş, bir akçe de kellik vergisi&#8230;<br />
Zavallı “Ben şimdi karıya ne diyeceğim?” diye dövünürken, zaptiye yine yakasına yapışmış:<br />
“Ver bakalım, bir akçe de kılıbıklık vergisi!”<br />
Adam çıldıracak, haline acıyan birisi teselli etmiş:<br />
“İbiş efendi, üzülme, padişah emri bu!”<br />
Zaptiye, İbiş adını duyar duymaz, bir vergi saha salmış:<br />
“Bir akçe de de İbiş’lik vergisi!”<br />
Bizim hükümet nerden tutturuyorsa oradan ver-gi alıyor. Geçenlerde Alman muhalefet partile-rinden birisinin “vergileri arttıralım” teklifine bir diğer muhalefet partisi şu öneriyle karşı çıkıyor: “İneği sağalım ama öldürmeyelim!”<br />
inek bile bakmazsan süt vermez. Ya vatandaş ne yapsın? Hükümetler mutlaka vatandaşlarından vergi alacaklardır. Amenna. Ama verginin de bir ölçüsü bir hakkaniyeti ol-malıdır. Vatandaşı vergiden ve vergi memurla-rından soğutmamak gerekir. Hani adamın biri, dünyada büyük iyilikler yapmış. Fakirlere yar-dım etmiş, Kimsesiz çocukların okumasına yar-dımcı olmuş, çevresindeki herkese iyi davran-mış, ibadetini yapmış, yol, okul, çeşme yaptır-mış. Öbür dünyaya gidince de cennette güzel bir villa vermişler. Son derece mutlu olmuş.<br />
Bir sabah uyandığında, hemen yanı başında, kendisininkinden daha görkemli büyük bir villa görmüş. Dikkatle baktığında, bir ayının uzan-mış vaziyette, armut yediğini farketmiş.<br />
Merak etmiş ve yanına gidip, dünyada ne gibi iyilik yapıp da böylesine ödüllendirildiğini sormuş. O da armudunu ısırdıktan sonra:<br />
-Doğrusunu söylemek gerekirse, ne gibi iyilik yaptığımı hatırlamıyorum ama bir defasında, ormandan geçen bir adamı yemiştim. O da vergi memuru mu neymiş!&#8230;<br />
Tabi ki bu bir fıkra memurlar sadece görevlerini yapıyorlar.<br />
Hazır fıkradan laf açılmışken bir fıkra daha gider. Adamın biri Amerika’ya gitmiş. Orada çok güzel bir civciv görmüş ve ülkesine gö-türmek istemiş. Uçağa binmiş ve civcivi ce-ketinin iç cebine koymuş. Yanına da bir rahibe oturmuş. Civciv bir süre sonra adamının içine girip pantolonuna doğru inmiş ve fermuar sevi-yesine geldiğinde canı dışarı çıkmak istemiş. Fermuarın azıcık azıcık açık kalan yerinden dışarı bakmış ve hemen kafasını geri çekmiş. Bu hareketi birkaç kez tekrarlamış. Civciv ra-hibenin dikkatini çekmiş. Rahibe utana sıkıla adama dönmüş: “Beyefendi, ben bu işlerden pek anlamam, ama galiba yumurtalarınızdan biri çatlamış!”<br />
***<br />
Ramazan bayramının iki günü CHP ilçe bina-sındaki bayramlaşma çok güzeldi. Ak Partili arkadaşlarla karşılıklı olarak yapılan bayram-laşma ziyaretleri çok hoştu. toplumun hoşgö-rüye çok ihtiyacı var. İnsanlar farklı partilerden olabilir, farklı düşüncelere sahip olabilirler ama bunların hiçbiri ortak değerlerimizi yaşamamı-za ve yaşatmamıza engel olmamalı. İnşallah bundan sonra bayramlarda bu güzel davranış-ları hep görürüz. Bu ortamı hazırlayanlara teşekkür ediyorum.<br />
***<br />
Sevgili Okurlar, gözlerimdeki rahatsızlık nede-niyle tedavi görmekteyim. tedavinin daha iyi netice vermesi için doktorum tarafından bir sü-re yazmamam tavsiye edilmiştir. Bu güne kadar bana gösterilen yakın alâkadan dolayı Büyük Torbalı Gazetesi ekibine ve siz sevgili okurla-rıma çok teşekkür eder saygılar sunarım. Bir gün tekrar buluşabilmek umuduyla esen kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/inegi-sagalim-ama-oldurmeyelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziraatçının kaçamağı</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/ziraatcinin-kacamagi/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/ziraatcinin-kacamagi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 06:52:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=3922</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç gün önce Avukat Bülent Demiralan Bey’le bir dostun bürosunda karşılaştık. Kendisini epeydir göremiyordum. Hemen sohbete daldık. Tabii Bülent Bey avukat olduğu için daha fazla konuşuyor. Konu”kendini ifade edebilme” üzerineydi.
Bülent Bey dedi ki;
-Biz toplum olarak kendimizi gereken yerlerde değil, başka yerlerde daha çok ifade ediyoruz. Örneğin biz avukatlar Mahkemelerden çok daha fazla dışarda konuşuruz. Milletvekilleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg"><img class="size-full wp-image-200 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="130" height="150" /></a>Birkaç gün önce Avukat Bülent Demiralan Bey’le bir dostun bürosunda karşılaştık. Kendisini epeydir göremiyordum. Hemen sohbete daldık. Tabii Bülent Bey avukat olduğu için daha fazla konuşuyor. Konu”kendini ifade edebilme” üzerineydi.<br />
Bülent Bey dedi ki;<br />
-Biz toplum olarak kendimizi gereken yerlerde değil, başka yerlerde daha çok ifade ediyoruz. Örneğin biz avukatlar Mahkemelerden çok daha fazla dışarda konuşuruz. Milletvekilleri ziyade çeşitli derneklerin kongrelerinde, toplatılarında daha çok söz alırlar.<br />
Ben özet olarak yazıyorum ama o bunları çok daha güzel bir ifadeyle bir çırpıda anlatıverdi.<br />
Biz zevkle dinledik ve sohbetin bitmesini hiç istemedik. Bülent Bey cümlesini bağladıktan sonra ani bir kalkış yaparak, size daha fazla işkence çektirmeyeyim bu kadar yeter diyerek vedalaştı. Bülent Bey’i köşe yazılarında takip ediyordum ama canlı dinlemek çok daha güzel. Ağzına sağlık Bülent Bey.<br />
* * *<br />
Geçenlerde İlçe Tarım Müdürümüz Sayın Muhittin Cengiz’i ziyarete gittim. İki ziraatçı bir araya gelince ne konuşurlar? Bu soruya bir anımı anlatarak cevap vereyim.<br />
Söke Ziraat Meslek Lisesi’nde çalışırken arkadaşlarla bir gece kaçamak yapalım dedik. 7-8 ziraatçı arkadaş gece Kuşadası Barlar Sokağı’na gittik. Her taraf turist dolu. Mini eteklisi, esmeri, beyazı&#8230;<br />
Bakacak şey çok. Barlar Sokağı’nın kenarında bir taşın dibinden bir asma çıkıp oralara sarılmış. Bizim Ziraat Teknisyeni  arkadaşımız Mustafa Çakmakoğlu o güzelim kalabalığın içinde, o gece vakti “Arkadaşlar bakın bu asma külleme olmuş” dedi. Dayanamadım:<br />
-Çakmakoğlu Allah seni bildiği gibi yapsın emi?<br />
Ulen bu kadar çok bakılacak güzel şey varken göre göre taşın içindeki küçücük asmanın küllemesini mi gördün?<br />
Eeee ziratatçi işte. Ziraatçinin kaçamağı da bu kadar olur. Bizde Muhittin Bey’le mesleğimiz ve ortamın gereği tarım üzerine sohbet ediyoruz. Biz sohbet ederken Tavas’lı Ali adında bir çiftçimiz geldi. Atatürk Mahallesi’nde sebzecilik hem de hayvancılık yapıyormuş.<br />
Çeşme suyunu hayvanlara da kullandığı için su faturaları kabarık geliyormuş. Buna bir çözüm bulma umuduyla gelmiş. Muhittin Bey kendisine takip etmesi gereken yolu anlattı. Tavaslı Ali Bey’de bizim muhabbete katıldı.<br />
Otuz sene önce bir urganla bu memlekete geldiğini ve her türlü tarım işinde çalıştığını belirten Tavas’lı Ali şöyle devam etti:<br />
-O zamanlar kaandığımız para yetiyordu ama şimdi yetmiyor. Eskiden tulumbadan su içer, çamaşırı leğende yıkardık.<br />
Araba yoktu, cep telefonu yoktu, internet yoktu&#8230;<br />
Sattığımız ürünlerin fiyatları artmıyor ama tükettiğimiz ürünlerin hem miktarı hem de fiyatları sürekli artıyor.<br />
Bu koşullarda yetmesi de mümkün değil.<br />
Muhittin Bey de şu tesbitini söyledi.<br />
-Çoğu köylümüzün yeteri kadar toprağı yok ekipmanı yok. Örneğin adamın 10 dönüm zeytini var. Zeytine öyle bir fiyat bekliyor ki, alacağı para evini geçindirsin, çocuğunu okutsun, cep telefonu da alsın kontürünü de.<br />
Tabii beklediği böyle bir fiyat mümkün değil.<br />
Muhittin Bey’in bu tesbiti doğru. Biraz da gerçekçi olmak lazım.<br />
* * *<br />
Ziraatçıların kaçamağından bahsedince aklıma bir ziraatçı fıkrası geldi. Ziraat Mühendisi görevli olarak gittiği bir köyden dönerken, yolda arabası bozulmuş. Ne yapacağını düşünürken ileride bir kulübe görmüş. Kapıyı çalmış. Kapıyı genç ve çok güzel bir kadın açmış.<br />
Adam “Ben Ziraat Mühendisiyim. Köyden dönerken arabam bozuldu. Bana yardımcı olabilir misiniz?” demiş.<br />
Kadın “Kocam askerde, bu gece burada kalabilirsniz” demiş.<br />
Mühendis Bey teşekkür edip, içeri girmiş.<br />
Kadın “Kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?”<br />
Mühendis “Zahmet olmazsa yiyecek birşeyler verebilir misiniz?” Kadın yemek hazırlamış, yemekten sonra üzerindeki yeleği çıkararak “Kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?”<br />
Mühendis zahmet olmazsa çay.”<br />
Kadın çay hazırlamış ve elbisenin bir düğmesini açarak, “ Kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?<br />
Mühendis “zahmet olmazsa bir bardak su.” Sorular ve istekler böyle devam etmiş. En sonunda kadın seksi geceliğini giymiş ve “kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?”<br />
Mühendis “Yorucu bir gündü. Ben artık yatayım” demiş ve uyumuş. Sabah uyandığında, avluya çıkmış. Kadın tavuklara yem veriyor. Ancak bir tavuk 5 tane de horoz var.<br />
Mühendis Bey şaşırmış. “Hiç bir tavuğa 5 horoz olur mu?” diye sormuş kadına.<br />
Kadın “Siz onlara bakmayın. Onların sadece bir tanesi gerçek horoz. Ötekiler Ziraat Mühendisi.”<br />
Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/ziraatcinin-kacamagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üstünü ört üşümesin</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/ustunu-ort-usumesin/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/ustunu-ort-usumesin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 06:01:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Kahvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Üşümesin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=3694</guid>
		<description><![CDATA[GEÇENLERDE köy kahvehanesinde çiftçi ar-kadaşlarla sohbet ediyoruz. Bir çiftçimiz şöyle dedi:
-Yahu tütünü bıraktık. Pamuk para etmiyor onu da bıraktık. Domates öyle, karpuz öyle. Ne ekip de para kazanacağız?
Ben de küçük bir fıkra ile cevap verdim.
Çiftçinin biri kasketini koltuğunun altına sıkıştırıp kitapevinden içeri girdi, bankoda duran görevlinin yanına giderek sordu:
-Sizde “Çiftçilikten nasıl para kazanılır?” adlı kitap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-158 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="120" height="140" />GEÇENLERDE köy kahvehanesinde çiftçi ar-kadaşlarla sohbet ediyoruz. Bir çiftçimiz şöyle dedi:<br />
-Yahu tütünü bıraktık. Pamuk para etmiyor onu da bıraktık. Domates öyle, karpuz öyle. Ne ekip de para kazanacağız?<br />
Ben de küçük bir fıkra ile cevap verdim.<br />
Çiftçinin biri kasketini koltuğunun altına sıkıştırıp kitapevinden içeri girdi, bankoda duran görevlinin yanına giderek sordu:<br />
-Sizde “Çiftçilikten nasıl para kazanılır?” adlı kitap var mı?<br />
Görevli elinin tersiyle ilerisini işaret etti:<br />
-Var efendim, dedi:<br />
“Masal kitapları bölümünde bulabilirsiniz.”<br />
* * *<br />
BİRKAÇ akşam önce bir arkadaşımla halı saha-daki kafeye çay içmeye gittik. Boş masa ararken İbrahim Kudayyılmaz’ın yalnız oturduğunu gö-rünce masasına konuk olduk. Akşam çayı ile bir-likte güzel sohbet ortamı bulduk.<br />
İbrahim Kudayyılmaz yaşamından ve siyasi hayatından uzun uzun anlattı. Siyasette yanlış yapma lüksünün olmadığını, yanlış yapanın silinmeye mahkûm olduğunu belirten Kuday-yılmaz hayatın ve siyasetin inişli çıkışlı yolla-rından geçerek bugünlere geldiğini ve sapasağ-lam ayakta olduğunu söyledi. Bazı arkadaşların vefasızlığından da bahseden Kudayyılmaz bize hem çay ısmarladı hem de hoş bir akşam geçirtti.<br />
Kendisine teşekkür ediyorum.<br />
* * *<br />
CHP İlçe Başkanı Faruk Akpunar ile partideki odasında sık sık sohbet etme imkânı buluyorum.<br />
Bir sohbetimizde mahalle ve köylerimizi mahalli seçimlerden sonra ziyaret etme fırsatı bulama-dığımızı, Ramazandan sonra sohbet şeklinde zi-yaretlerimizin gerçekleşeceğini anlattı. Şu ara hem Ramazan hem de havalar aşırı sıcak. İnşal-lah bayramdan sonra seçmenlerimizle ve vatan-daşlarımızla sohbet ederek özlemlerimizi gidereceğiz dedi.<br />
Seçmeni ve vatandaşları asla unutmadıklarını belirten başkan, inşallah bu ziyaretleri gerçek-leştireceğiz, dedi. Ben de kendisine kapanan bel-de halkının bu yönde talepleri olduğunu, yapıla-cak bu tür ziyaret ve sohbetlerin parti ile olan bağın sıcak tutulması açısından çok faydalı ola-cağını söyledim. İlçe başkanın partiye ve parti-lilere yaklaşımını çok olumlu buluyorum. Olaylara ve kişilere önyargı ile yaklaşmıyor.<br />
Sabırla dinliyor. Meselelere iyi yönünden bakmaya çalışıyor. Elinden geldiğince de çözüm üretmeye çalışıyor.<br />
* * *<br />
MİTHATPAŞA Caddesi Ertuğrul girişini gündüz görmüştüm. Çok güzeldi. Geçen akşam arabamla oradan giriş yaptım. Gece cadde ışıklarla birlikte çok daha güzel bir görünüm kazanmış. Torbalı-ya yakışmış. Güzel şeyler görmek insanı mutlu ediyor. Başkanın ve hizmeti geçenlerin eline sağ-lık. Aynı şekilde postane ile demiryolu arasındaki cadde ile Sadık İleri Bulvarı ile bu caddeler ara-sındaki sokakların ağaçlandırma çalışmaları meyvesini vermeye başladı. Cadde ve yollar di-kilen ağaçlarla yeşile büründü. Ne güzel. Özel-likle top akasya ve turunçlar. Başkanımızdan ağaçlara can suyu veren işçilerimize kadar herkese teşekkürler.<br />
* * *<br />
İLÇEMİZDE iki tane yerel gazete var. Bir kısmımız bu gazetede köşe yazıyor bir kısmımız diğer gazetede.<br />
Gazete patronları arasında ticari anlamda belki tatlı rekabet olabilir. Bu çok normaldir.<br />
Ama biz köşe yazarları hiçbir maddi çıkar söz konusu olmadan sırf ilçemize, halkımıza, okuru-muza faydalı olabilmek için elimizden geldi-ğince yazmaya çalışıyoruz. Farklı gazetelerde yazıyor olmak demokrasinin bir zenginliğidir. Ama bazı arkadaşlarımızın davranışlarında bir soğukluk hissettim. Kaldı ki fikirlerimiz ve gö-rüşlerimiz farklı değil. Ben bu duruma üzülü-yorum. Ben her iki gazetede de yazan arkadaşla-rımı seviyorum ve gözlerinden öpüyorum. Bana kızan, söven olursa onları da seviyorum.<br />
* * *<br />
BİR fıkra ile yazımızı noktalayalım.<br />
Adam, karısını sevgilisiyle basmaya kararlıymış. Evden çıkınca bindiği taksinin şoförüne olayı anlatmış.<br />
Taksici şahit olmayı kabul etmiş ve bu ikili adamın evine geri dönmüşler. Tabii beklendiği gibi; çarşafı kaldırınca karısıyla adamı beraber görmüş. Koca sinirli; silahını çekmiş, neredeyse adamı öldürecek. Karısı;<br />
“Dur!” demiş.<br />
“Niye?” diye sormuş adam.<br />
“Şimdi oturduğumuz evi kim aldı biliyor musun? Çocukları Amerika’da kim oturturuyor sanıyor-sun? Bodrum’daki yazlıkları yeni tripleks villayı kim yaptırıyor zannediyorsun? Hepsini bu adam yapıyor!” Kocası bunları duyunca daha da çok sinirlenmiş. Beraber baskın yaptıkları, şahit diye getirdiği taksiciye sormuş;<br />
“Ne yapayım ben bu adamı ha! Söyle ne yapayım?”<br />
Taksici çok sakin bir sesle;<br />
“Abi üstünü ört üşümesin&#8230;”<br />
* * *<br />
Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/ustunu-ort-usumesin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Demokrat nasıl olunur?</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/sosyal-demokrat-nasil-olunur/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/sosyal-demokrat-nasil-olunur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 06:03:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Demokrat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=3483</guid>
		<description><![CDATA[BİR insan sabahtan akşama “Ben dindarım” dese dindar olmuş olur mu? Olmaz. İyi bir dindar olabilmesi için inandığı dinin gereklerini yerine getirmesi lazımdır.
Bir insan akşamdan sabaha “Ben çok iyi bir insanım” dese gerçekten çok iyi bir insan olmuş olur mu? Olmaz. İyi bir insan olabilmenin gereklerini yerine getirmesi lazımdır.
Peki bir insan durmadan “Ben çok iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-158 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="120" height="140" />BİR insan sabahtan akşama “Ben dindarım” dese dindar olmuş olur mu? Olmaz. İyi bir dindar olabilmesi için inandığı dinin gereklerini yerine getirmesi lazımdır.<br />
Bir insan akşamdan sabaha “Ben çok iyi bir insanım” dese gerçekten çok iyi bir insan olmuş olur mu? Olmaz. İyi bir insan olabilmenin gereklerini yerine getirmesi lazımdır.<br />
Peki bir insan durmadan “Ben çok iyi bir Sosyal Demokrat Partiliyim” dese gerçekten iyi bir sosyal demokrat partili olmuş olur mu? Olmaz. İyi bir sosyal demokrat partili olabilmesi için, sıradan sade bir vatandaştan öte birtakım meziyetlerinin olması lazımdır. Hani bazı anne babalar vardır. Çocuğu başarısız olunca:<br />
- “Yahu daha ne yapayım? Her türlü maddi imkânını sağladım. Gerisi ona kalmış derler.”<br />
Ama çocuğuna sadece para vermekle iyi bir anne baba olunmuyor. İyi bir sosyal demokrat partili olmak da sadece partisine veya yerel yönetimine (Belediye) oy vermekten ibaret değildir.<br />
Hani bazıları vardır partisine ve yerel yönetime bir oy verir, sonra tribünde yerini alır. Bekler ki partisi veya belediyesi küçük bir yanlış yapsın ona da gün doğsun. O da katılır koroya. Partisine ve belediyesine hakaretin bini bir para eder.<br />
Kahve köşelerinde, içki masalarında ne inciler döktürürler.<br />
İyi bir sosyal demokrat partili böyle olunmaz.<br />
Ya nasıl olunur?<br />
Devamlı kendini yenileyen, geliştiren, değiştiren ve iyi yöndeki değişimini etrafına yansıtan insan. Çocuğundan, ailesinden, akrabalarından başlayarak bu çemberi genişleten insan. Bu iyi yöndeki değişimi sadece kendine saklamayan, bulunduğu ortamı da değiştirmeye çalışan insan. Partisini, belediyesini de iyi yönde değiştirmek için çaba sarf eden insan. Sadece seçimden seçime oy verip kenarda bekleyen değil parti-siyle, belediyesiyle ilişkisini devamlı sıcak tutan, her konuda elini taşın altına sokup destek alan insan.<br />
Partisinin, belediyesinin ufak bir kusurunu bulunca “Selden kütük kapanlar” gibi değil, sorumlu bir partili gibi davranarak onun gideril-mesi için yağıcı eleştiriler yapan insan. Partisinin, belediyesinin başarısını kendi başarısı, başarısız-lığını da kendi başarısızlığı sayan kişi. İşte böyle davranan insanlar gerçek sosyal demokrat partilidirler.<br />
Diğerleri ise sadece oy verenlerdir. Pekiyi gerçek partili böyle olacak da partisi nasıl olmalı?<br />
Benim gönlümün istediği Sosyal Demokrat parti şöyle olmalıdır.<br />
Kitle partisi olduğuna göre ülke genelinde yetmiş milyon insanı kucaklamalıdır. Kapısı her kesim-den herkese açık olmalıdır. Sürekli halkın içinde onunla beraber olmalıdır. Partinin kapısından içeri giren her vatandaşa güler yüzle yaklaşılmalı ve üye olmak istiyorsa hemen ve derhal istediği yerine getirilip 3-5 gün içerisinde üye kimlik kartı tebrik edilerek kendisine takdim edilmelidir.<br />
Efendim herkesi üye yaparsak sonra kongrelerde bu kadar üyeyi bir araya getirip çoğunluğu sağlamak zor oluyor. Eeee… Onun için biz eşi dostu, bizim oğlanı üye yapalım. Eş dost, bizim oğlan da bizim istediğimiz delegeleri seçsin. O delegeler de kongrede bizi seçsin. Al gülüm ver gülüm. Böyle particilik olmaz. Diğer partiler böyle olabilir ama benim partim olmamalı. Sos-yal demokrat parti kendi içinde demokrasiyi sonuna kadar işletecek ve şeffaf olacak.<br />
Milletvekili seçiminde sırf vitrin için İstanbul&#8217;daki falanca artisti Manisa&#8217;dan, Anka-radaki falancanın hanımını İzmir&#8217;den aday göster-meyecek. Parti kadrolarından yetişmiş, o yörenin insanını tanıyan ve sorunlarını bilen yöre insa-nından seçecek<br />
Üyesini, seçmenini sadece seçimlerde ve kongre-lerde değil sık sık ziyaret edecek, kahve sohbet-leri yapacak, onların dertlerini dinleyecek, onlara kısa ve uzun vadede çözüm önerileri getirecek. Onların umutlarını sıcak ve taze tutacak. Seç-menin istediği atlan deve değil, sıcak bir ilgi, insanca bir yaklaşım, candan bir merhaba.<br />
İyi bir sosyal demokrat parti gelişmelerin, olay-ların, diğer partilerin ardından değil, önünden git-melidir. Önünden muhalefet yapmalı veya öneri-ler getirmelidir. (Şimdi muhalefette olduğumuz için böyle söylüyorum) Yani sosyal demokrat parti her türlü ilerici, barıştan demokrasiden, özgürlükten, halktan yana hareketin en önünde olmalıdır. İnisiyatifi diğer partilere ve sivil toplum kuruluşlarına bırakmamalıdır…<br />
****<br />
GEÇTİĞİMİZ Cumartesi günü CHP Genel Başkanı Sn. Deniz Baykal ilçemizi ve Belediye-mizi ziyaret etti. Bu Ramazan ayında ve bu sıcak havada böyle başarılı organizasyonu gerçekleş-tiren ilçe örgütümüzü ve Belediyemizi kutluyo-rum. Meydandaki kalabalık ve coşku, halkımızın CHP&#8217;ye olan desteğinin ve güveninin devam ettiğinin bir göstergesidir.<br />
Sn. Genel Başkanımız Deniz Baykal&#8217;ın dediği gibi birbirimizi kırmadan, birbirimize çelme takmadan, ülkemiz için, ilçemiz için, geleceğimiz için elele vermenin zamanıdır. Bu aynı zamanda sosyal demokrat olmanın bir gereğidir de.<br />
Cromwell&#8217;in dediği gibi “Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak da kalamaz.”<br />
Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/sosyal-demokrat-nasil-olunur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmamlarımız ve hayata dair</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/imamlarimiz-ve-hayata-dair/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/imamlarimiz-ve-hayata-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 06:06:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=3281</guid>
		<description><![CDATA[“YARIM doktor candan eder, yarım imam din-den eder” diye bir söz vardır. Gerçekten ülke-mizde imamlık müessesinin çok önemli bir yeri vardır. İnsanımız imamına inanır, inanmak ister. Bazı imamlarımız gerçekten dini konuları ve dünya meselelerini iyi öğrenmişler. Bunları din-lerken insan zevk alıyor. İnsanı yaşamdan ko-parmıyor. Aksine yaşama sevinci veriyor. Dini sadece günah ve yasaklar manzumesi olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-200 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="130" height="150" />“YARIM doktor candan eder, yarım imam din-den eder” diye bir söz vardır. Gerçekten ülke-mizde imamlık müessesinin çok önemli bir yeri vardır. İnsanımız imamına inanır, inanmak ister. Bazı imamlarımız gerçekten dini konuları ve dünya meselelerini iyi öğrenmişler. Bunları din-lerken insan zevk alıyor. İnsanı yaşamdan ko-parmıyor. Aksine yaşama sevinci veriyor. Dini sadece günah ve yasaklar manzumesi olarak değil, insanların daha mutlu yaşamalarını sağla-yacak bir hayat felsefesi olarak görüyorlar. Ve insanlara bu açıdan yaklaşıyorlar. İnsanları din-den soğutmak yerine sevdirmeye gayret ediyor-lar. Bu tür imamlara ülkemizin ihtiyacı var. İşte böyle bir imam. Adı Celal Tirgen. Malatya’daki Şeker Camii’nin imamı&#8230; Lakabı: Şeker Hoca!<br />
Namı Malatya’yı aşmış, öyküleri dilden dile dolaşırmış.<br />
Gazete muhabiri kendisine soruyor:<br />
- Önce “Vaaz arası reklam” uygulamanızı anlatır mısınız?<br />
- Her camii gibi bizim caminin de ihtiyaçları çok ama parası yok. Ben de bu sorunu “Vaaz arası reklam” yöntemiyle çözdüm. Örneğin ge-çenlerde Malatya’lı bir avizeciye gittim. Arka-daş dedim, sen camiye dört tane avize hediye edeceksin, ben de senin dükkanın reklamını yapacağım. Avizeler geldikten sonraki ilk cuma vaazında lafı punduna getirip, ey cemaat dedim, sizden şikâyetim var. Şimdi kalkıp, İslam’ın şartı kaçtır, diye sorsam çoğunuz cevap vere-mezsiniz. Ama Malatya’nın en iyi avizecisi kimdir diye sorsam hepiniz filanca cadde falan-ca numaradaki avizecidir, dersiniz&#8230; Oldu sana reklam.<br />
- Sizin bir de “Radara yakalanma” hikâyeniz varmış.<br />
- Bir ramazan günü çarşıdayım, baktım bir grup genç kendi aralarında tartışıyorlar. O akşam te-levizyonda önemli bir maç yayını varmış, maçı izlesek teravihi kaçırır günaha gireriz, teravihe gitsek maçı kaçırırız, ne yapalım, diye&#8230; Yanlarına gittim, camiye gelin, size söz, teravihi hızlı kıldırıp sizi maça yetiştireceğim, dedim.<br />
Geldiler. Önce hızlı hızlı kıldırdım, yarıdan sonra başladım ağır çekim kıldırmaya&#8230; Maçı kaçıran çocuklar camii çıkışında, ‘Hocam ne oldu da namazın yarısında birden frene bas-tın’, diye sitem ettiler. ‘Kusura bakmayın de-dim, radara yakalandığım için böyle oldu’. ‘Ne radarı dediler?’ ‘Yahu dedim, farketmediniz mi, cemaatin arasında Malatya Müftüsü vardı..!’<br />
-Malatya’da çok sevilmenizin başka nedenleri de olsa gerek?<br />
-Benim vaazlarımda zebaniler, cehennem ate-şinde yanmalar, fokur fokur kaynayan kazanlar, vs. yoktur. Sadece sevgi ve hoşgörü vardır. Yetmişli yıllarda bizim Yazıbaşı Camii’nde de böyle bir imamımız vardı. Ahmet Hoca (Ahmet Dedetoprak). Her gün 4-5 gazete okuyan, dün-yayı ve insanları tanıyan aydın bir imamdı. Do-lu dolu bir adamdı. Ulusal basınımıza konu ol-muştu ‘Ülkemizin aydın imamı’ diye. Kendisin-den çok şeyler öğrenmiştik. Şimdi imamları-mızın hoşgörüsüne inanarak bir fıkra aktaralım. Zamanın birinde Erzurum’dan hacca gitmek için yola çıkan bir grup insan Van’ın bir köyün-de konaklar. Namaz kılınacağı sırada, köyün imamı olmadığı anlaşılır. Köylüler, hacca giden bu topluluktan birini imam yapmaya karar verir-ler. Hem Erzurum’lu hem hacca gidiyorsa “boş” değillerdir diye düşünürler. Nitekim tekliflerini içlerinden birisi kabul eder. İmamlığına karşılık olarak, her yıl 400 koyun verilecektir kendisine. Hacca gidip masraf yapacağına köyde “yalan-dan imamlık karşılığı her yıl 400 koyun sahibi olurum” diyerek imamlığa başlar. Köylü camide toplanmış namaz kılınacak. Yeni imam başlamış namazı kıldırmaya.<br />
“Erzurum’dan çıktım yola, Van’da verdim mola, 400 koyun verdiler bana, Allahuekber!”<br />
Bu, günlerce aynen devam etmiş. Köylü şaşırmış ve konuşmuşlar aralarında:<br />
-Ya daha önceki imam yanlış kıldırıyordu, ya yeni imam yanlış kıldırıyor. Doğrusunu öğrenmek için müftüye gidip soralım.<br />
Müftü meşhur Of’lu! Müftüye giden köy halkı konuyu anlatmış. Of’lu Müftü, köylüye “Siz imama çaktırmadan köye dönüp namaz vakti camide toplanın. Ben de namaza gelicem” der.<br />
Namaz vakti camide toplanırlar. Müftü de ca-midedir. İmam yine namaza durur. Birinci rekat: “Erzurum’dan çıktım yola, Van’da verdim mo-la. 400 koyun verdiler bana; Allahuekber” der ama arkalardan “Öhöö.. Öhööö&#8230;” diye bir ses gelir ve imam “galiba yakalandım” diyerek pa-nikler. İkinci rekatta değişiklik yapar: “Erzu-rum’dan çıktım yola. Van’da verdim mola. 400 koyun verdiler bana, yarısı sana yarısı bana&#8230; Allahuekber.” Namaz bitince köylüler Müftüye sorarlar: &#8211; Bizim imam, namazı doğru kıldırıyor mu Müftü Efendi? Of’lu Müftü “Birinci rekatta biraz şaşırdı” der: -Ama ikinci rekatta işi düzeltti!..<br />
Evet ne demiştik? Ülkemizin aydın imamlara ihtiyacı var. “İmam ne derse desin, cemaat bildiğini okur” olmasın yani. Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum. Esen kalın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/imamlarimiz-ve-hayata-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi şeyler de var</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/iyi-seyler-de-var/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/iyi-seyler-de-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 06:02:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Çarşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=3093</guid>
		<description><![CDATA[ÜLKEMİZ altın çağını yaşıyor. İnsanlarımızın re-fah seviyesi yükselmiş. Herkes mutlu ve yarınları-na güvenle bakıyor. Bunu nereden anlıyoruz? Toplum değişik kesimlerine şöyle bir bakalım. Köylünün, çiftçinin ürettiği buğday, mısır, doma-tes, zeytinyağı, süt vs. iyi fiyatla ve peşin olarak pazar bulmuştur. Buna mukabil köylünün, çiftçi-nin kullandığı gübre, mazot, benzin, gübre, ilaç ve elektrik gibi girdilere zam yapılmamıştır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-200 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="130" height="150" />ÜLKEMİZ altın çağını yaşıyor. İnsanlarımızın re-fah seviyesi yükselmiş. Herkes mutlu ve yarınları-na güvenle bakıyor. Bunu nereden anlıyoruz? Toplum değişik kesimlerine şöyle bir bakalım. Köylünün, çiftçinin ürettiği buğday, mısır, doma-tes, zeytinyağı, süt vs. iyi fiyatla ve peşin olarak pazar bulmuştur. Buna mukabil köylünün, çiftçi-nin kullandığı gübre, mazot, benzin, gübre, ilaç ve elektrik gibi girdilere zam yapılmamıştır. Ülke-mizde enflasyon olmamasına rağmen memura, iş-çiye ve emekliye insanca yaşayabileceği miktarda maaş zamları yapılmıştır. Kriz ülkemizi teğet geç-miş, işsiz sayımız azalmıştır. Sanayicimizin kapa-nan fabrikası, esnafımızın kapanan kepengi olma-mıştır. Fabrika ve dükkanlarımız tıkır tıkır çalış-maktadır. Üniversite kapılarında bekleyen öğren-cimiz kalmamış ve okulunu bitiren her gencimiz mesleğine uygun işlerde yerleştirilmektedir. Çarşı pazar alışveriş yapan paralı müşterilerle dolup taş-maktadır. Velhasıl herkes güler yüzlü, güven içer-sinde ve yarınlarından emin bir şekilde yaşamak-tadır. Bundan iyisi Şam’da kayısı desem.<br />
Acaba bu yazdıklarıma ne derler?<br />
Eminim ki toplum her görüş ve her kesiminde is-tisnasız herkes, bu yazdıkların “doğru” değil “yalan” diyecektir. Peki bu yazdıklarımın tam tersini yani “doğruları” yazsam ne derdi? Bu ik-tidara oy vermiş arkadaşlar “Yahu işiniz gücünüz muhalefet etmek” derlerdi. Ve hemen şu iki savunma mekanizmasını yaparlardı.<br />
* Bundan önceki iktidarlar dönemlerinde durum bundan daha mı iyiydi? Şimdi bende soruyorum: Sizler oylarınızı daha iyi bir yaşam daha iyi bir düzen istediğiniz için kullanmıyor musunuz? O halde umutlarınız boşa çıkmıştır.<br />
* Başka bir iktidar gelseydi, bundan daha mı iyi olacaktı?<br />
Ben de diyorum ki başka bir iktidar gelseydi  du-rumun ne olacağını bilemem ama bu iktidar döne-minde durumun iyi olmadığı ortada. Daha sonra da şöyle diyeceklerdi. Yahu yapılan hiç mi iyi bir şeyler yok? Tabii iyi şeyler de var. Bunları inkar etmek haksızlık olur. Ama yapılan iyi şeylerin oranı toplumun ferah seviyesini yükseltecek kadar değil. Bu oran bana şu fıkrayı hatırlattı. Avcılar tavşan avlamak için bir av otelinde konaklarlar. Sabahtan akşama kadar dağ bayır demeden gezer dururlar ama avlanmak için bir tane bile tavşan bulamazlar. Av otelinde akşam yemeği için sofra-ya otururlar. Yemek listesine bakınca şaşırırlar. Çünkü listelerde ızgaradan yahniye kadar her çeşit tavşan yemeği vardır. Avcıların reisi otelin aşçısını yanlarına çağırır sorar:<br />
- Bizim aramadığımız yer kalmadı ama hiç tavşan bulamadı. Sen bu kadar yemeği yapmak için nere-den buldun bu tavşanları? Yoksa tavşan etinin ya-nında başka bir hayvanın etini de mi katıyorsun yemeklere? Aşçı boynunu büker, mahcup bir ifadeyle cevap verir:<br />
- Evet&#8230; Tavşan etinin yanına biraz da at eti katıyorum&#8230; Avcıların reisi sorar:<br />
- Ne kadar tavşan, ne kadar at eti var bu yemeklerde? Aşçı güler&#8230;<br />
- Elli elli&#8230; Bir tavşana bir at koyuyorum, der.<br />
İşte yapılan iyi şeylerin oranı atla tavşan misali. Yani tavşan kadar. ÇOK kıymetli arkadaşım İbra-him ÖZ geçen yazısında benden ve birlikte yaşa-dığımız anılardan bahsetmiş. Çok mutlu oldum. Dededen, babadan gelen ve İbrahim ÖZ’le devam eden asırlık bir dostluk ve arkadaşlık bu.<br />
Köyde başlayan bu arkadaşlık Salihli Lisesi yılla-rında, Ege Üniversitesi yıllarında ve aynı yurdun aynı odasında hiç aksamadan, hiçbir olumsuzluk yaşamadan devam etti. Şu anda da aynı güzellikte devam ediyor. İnşallah mezara kadar devam eder. Ve inşallah çocuklarımızda bu geleneksel dostlu-ğu devam ettirirler. İbrahim ÖZ yazılarında çokça “Felsefe Kahveleri”nden bahsediyor. Bizler biz-zat kahvecilik de yaptık ama daha da önemlisi kahvelerde olgunlaştık. O zamanki kahveler adeta bir “Halk üniversitesi” gibiydi. Televizyon, maç, dizi mizi yok. Okey, taş, fayans mayans yok. Do-yumsuz sohbetler var. Eğitici, eğlendirici. Biz çok şeyleri kahvehanelerde öğrendik. Fakültelerimizi bitirdiğimiz yıldı. Ben Ziraat Yüksek Mühendisi, İbrahim de Tıp doktoru olmuştuk artık. Bakkal Osman’ın kahvehanesinin önündeydik. Allah rah-met eylesin Mehmet ŞEN abimiz Dr. İbrahim’i yanına çağırarak parayı uzattı ve:<br />
 “Koş bakkaldan bana bir paket sigara al gel” de-di. Dr. İbrahim hiç tereddüt etmeden parayı alıp bakkala doğru gitti. Ben Mehmet Abiye sordum: “Bakkala gönderebileceğin bir sürü çocuk var ya-kınlarda neden Dr. İbrahim’i gönderdin?”<br />
 Mehmet Abi şu cevabı verdi: “Ben onun doktor olduktan sonra değişip değişmediğini sınamak için gönderdim.”<br />
Dr. İbrahim sigara ile döndükten sonra Mehmet Abi çaktırmadan bana doğru alçak bir sesle “Hiç değişmemiş kerata, aynı İbram.” dedi. İşte İbra-him ÖZ’ün bahsettiği “Felsefe Kahveleri” böyle güzellikte yerlerdi. İnsanları eğiten, olgunlaştıran ve sonra da sınayan. Şimdi böyle kahvehaneler  kalmadı artık. Mazi oldu ‘Felsefe Kahvehaneleri.’<br />
Şair Ö. Karadamoğlu’nun söylediği gibi.<br />
“Hani bir söz vardır yıllardır dillerde<br />
Bir fincan kahvenin hatırı<br />
Kırk yıl kalırdı gönüllerde&#8230;<br />
Ne tuhaf oldu insanlar..!<br />
Herkes hesaba daldı<br />
Kahve yalnız fincanlarda<br />
Hatır cüzdanlarda kaldı.”<br />
Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/iyi-seyler-de-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demir Parmaklıklar ve Medeniyet</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/demir-parmakliklar-ve-medeniyet/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/demir-parmakliklar-ve-medeniyet/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 06:11:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Parmaklıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=2906</guid>
		<description><![CDATA[TORBALI sokaklarında dolaşırken evlerin kapı ve pencerelerindeki demir parmaklıklar takılır hep gözüme. Evlerin aydınlanmasını, ferahlama-sını sağlayacak yerleri demir korkuluklarla kap-lanmıştır. Adeta hapishane gibi, zırh gibi. Allah göstermesin bir yangın olsa insanların kaçacak, kendisini dışarı atacak yer yok. Bu durum sadece Torbalı’ya özgü bir şey değil. Ülkemizin her yerinde durum aynı. Zamanında Atalarımız Orta Asya’da demiri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-200 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="130" height="150" />TORBALI sokaklarında dolaşırken evlerin kapı ve pencerelerindeki demir parmaklıklar takılır hep gözüme. Evlerin aydınlanmasını, ferahlama-sını sağlayacak yerleri demir korkuluklarla kap-lanmıştır. Adeta hapishane gibi, zırh gibi. Allah göstermesin bir yangın olsa insanların kaçacak, kendisini dışarı atacak yer yok. Bu durum sadece Torbalı’ya özgü bir şey değil. Ülkemizin her yerinde durum aynı. Zamanında Atalarımız Orta Asya’da demiri eritip insanlığın hizmetine sunmuşlar. Şimdi bizler demiri evlerimizin kapı ve pencerelerinde korkuluk olarak kullanıyoruz. Avrupa ülkelerinde göremeyeceğimiz bu manza-ralardan ben şahsen utanıyorum. Oysa benim evimde de var. Herkeste var. Gelişmiş ülkeler demiri demiryolu yapımında, köprü yapımında, teknolojide kullanır biz kapı pencere korkulukla-rında. Peki niçin? Hırsızlara karşı can ve mal güvenliği sağlamak için. Ne acı&#8230; Aynı zamanda medeniyetimizin ve ahlâkî durumumuzun hangi seviyede olduğunun göstergesi. Ne hazin&#8230; Bir zamanlar Osmanlı askerleri sefere giderken yol üzerindeki bağlardan yediği üzümün parasını asma kütüğüne iliştirirmiş. Oysa şimdi neler oluyor? Neden hırsızlık olayları bu boyutlara geldi? Sadece işsizlik, ekonomik durum vs. mi? Şöyle bir bakın hırsızlık yaparken yakalananlara. Büyük bir çoğunluğunun yaşları 13-14-15-16-17. Yani 18&#8242;in altında. Neden? Çünkü 18 yaşın altındaki çocuk olduğu için ifadesini alamazsın. İfadesini alamadığın için de hakkında cezai işlem yapamazsın. Karakola kadar getirir, kimlik tes-pitinden sonra yan kapıdan bırakırsın. Polisimizin, savcımızın ve hakimlerimizin bu durumda yapabilecekleri fazla bir şey yok. Peki her suçun bir cezası olması gerekmez mi? Çocu-ğun yaşı küçük diye cezai ehliyeti yoksa anne ve babasının bunda suçu yok mu? Bu çocuğa dün-yaya getirip sokağa salmakla anne ve babalık yapılmış mı olunuyor?<br />
Anne ve baba çocuğundan sorumlu değil midir? Yaşı küçük diye çocuğa ceza verilemiyorsa anne ve babasına hiçbir yaptırım uygulanamaz mı? Bir köpek birine zarar verse sahibine cezai işlem yapılıyor. Komşunun bahçesine sarkan ağaç dalı için bile sahibine cezai işlem uygulanıyor. Ama komşusunun bahçesine hırsızlık amacıyla giren çocuğun sahibine hiçbir şey yapılamıyor. Durum böyle olunca da hırsızlık hep 18 yaşından küçük çocuklar tarafından yapılıyor. Bir anne, bir baba çocuğuna ‘Oğlum bu parayı nereden buldun diye sormazsa, başkasının malını almak ayıptır, gü-nahtır, haramdır, kul hakkı ödenmez’ diye nasi-hatler etmezse onlarda bu suçun birer parçasıdır-lar. Hiçbir suç da cezasız kalmamalıdır.<br />
Temel de bir gün eşeğiyle köyüne dönerken yol-da gördüğü elma bahçesindeki elmalardan çal-mak ister. Bahçeye girer ve eşeğin üstünde ko-layca eriştiği elmalarla bir güzel karnını doyurur. Tam ayrılacağı sırada bahçe sahibi ikisini de gö-rür ve yakalar. Önce bir güzel eşeği döver, ardın-dan da köşede bekleyen Temel’i pataklar. Dayaktan sonra dayanamayan Temel sorar:<br />
- Tamam dövdün anladık da, sana izninle bir şey sormak istiyorum.<br />
- Sor bakalım.<br />
- Neden önce beni değil de eşeği dövdün?<br />
- Seni önce dövseydim eşek kaçardı da ondan&#8230;!<br />
Her ülkenin ekonomisi, kültürü, adetleri, örfleri, sosyal gerçekleri farklıdır. Siz eğer hiç hırsızlık olmayan İsveç’ten ilgili kanunları alırsanız biz-deki hırsızlar zil çalıp oynar. Siz eğer hiç trafik suçu işlenmeyen Norveç’ten ilgili kanunları alır-sanız bizdeki trafik canavarları korna çalarak oynar. Terörle hiç tanışmamış Finlandiya’dan ilgili kanunları alırsanız terörü önlemeniz müm-kün değildir. Mutlaka işlenen her suçun bir ce-zası olmalıdır. Tabii cezaların yanı sıra uzun vadede toplumun eğitim ve kültür seviyesinin yükseltilmesi gerekiyor.<br />
Hep söylüyoruz eğitim şart diye. İnsanlar düzel-diği zaman zaten o kanunlara bile ihtiyaç kalma-yacak belki de. Yeni Emniyet Müdürümüzün bu konudaki hassasiyeti ve Hakimlerimizin de hır-sızlık suçlarına karşı en üst seviyeden cezalar vererek caydırıcı olmaları bizleri rahatlatıyor. Konuya uygun bir fıkra ile bu günkü yazımızı noktalayalım.<br />
Adamın biri, hamama gitmiş. Yıkanıp çıktıktan sonra, hamamcıya gidip kazağının çalındığını söylemiş. Hamamcı da özür dileyip kazağın pa-rasını ödemiş. Ayrıca hamam parasını da alma-mış. İzleyen hafta, yine aynı kişinin bu kez göm-leği çalınmış. Aynı hamamcı gömleğin parasını ödeyip, hamam parasını almamış. Sonraki hafta, aynı adam pardösüsünün çalındığını belirtmiş.<br />
Hamamcı dayanamamış;<br />
- Bak arkadaş, pardösünün parasını da ödüyorum ama sana pek inanmıyorum. Seni bundan sonra hamama almayacağım. Ancak bir daha şu çalın-dı, bu çalındı demeyeceksen, gelebilirsin demiş. Adam da kabul etmiş. Aksilik o ya ertesi hafta hamamdan çıktığında bir de bakmış ki, tüm elbiseleri, iç çamaşırları da dahil çalınmış. Dayanamamış ve hamam tasını öne tutarak hamamcının karşısına dikilmiş:<br />
- Tamam arkadaş, şu eşyam çalındı bu eşyam ça-lındı demeyeceğim ama Allah aşkına söyle, ben de hamama böyle gelmiş olamam değil mi?<br />
Korkuluksuz evlerde yaşamak dileğiyle esen kalın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/demir-parmakliklar-ve-medeniyet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaynana sevgisi</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/kaynana-sevgisi/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/kaynana-sevgisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 07:20:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=2695</guid>
		<description><![CDATA[Hani güzel bir atasözü vardır: &#8220;Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar.&#8221;  Yani gelin-kaynana çatışması hiç bitmez.
Erzurumlu bir gelin kaynanasından şikayetçidir:
 
&#8220;Rafa fincan koydum
İçine mercan koydum
Gaynanamın adını
Poççikli (dedikoducu) sıçan koydum.
 
Atım var, gatırım var
Elimde satırım var
Valla vurur öldürürem
Oğlunun hetiri var.
 
Çarşıda aldım kilimi
Kes gaynana dilini
Akşama oğlun gelirse
Gıra a kambur belini
 
Çarşıda havuç gaynana
Oğlun çavuş gaynana
Akşam oğlun gelince
Ahıra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-200 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="130" height="150" />Hani güzel bir atasözü vardır: &#8220;Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar.&#8221;  Yani gelin-kaynana çatışması hiç bitmez.</p>
<p>Erzurumlu bir gelin kaynanasından şikayetçidir:</p>
<p> </p>
<p>&#8220;Rafa fincan koydum</p>
<p>İçine mercan koydum</p>
<p>Gaynanamın adını</p>
<p>Poççikli (dedikoducu) sıçan koydum.</p>
<p> </p>
<p>Atım var, gatırım var</p>
<p>Elimde satırım var</p>
<p>Valla vurur öldürürem</p>
<p>Oğlunun hetiri var.</p>
<p> </p>
<p>Çarşıda aldım kilimi</p>
<p>Kes gaynana dilini</p>
<p>Akşama oğlun gelirse</p>
<p>Gıra a kambur belini</p>
<p> </p>
<p>Çarşıda havuç gaynana</p>
<p>Oğlun çavuş gaynana</p>
<p>Akşam oğlun gelince</p>
<p>Ahıra savaş gaynana.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Kaynana bu lafların altında kalır mı? O da karşılık verir:</p>
<p> </p>
<p>&#8220;Çift minderin çift yüzi</p>
<p>Ne tanırdıh biz sizi</p>
<p>Kürk geydin hanım oldun</p>
<p>Aslın çingene kızi.</p>
<p> </p>
<p>Ellerin elçekli gelin</p>
<p>Golların golçaklı gelin</p>
<p>Oğu ki ben doğurdum</p>
<p>Kedi bacaklı gelin.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Ülkemizin aile yapısında kaynananın çok özel bir konumu vardır. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yeterli satıda ve kalitede huzur evleri olmadığı için yaşlı anne ve babaların bakım yeri çocuklarının yanıdır. Çocuklar hayırlı evlatsa anne ve babalarına sıra ile bakarlar. Değilse Allah yardımcıları olsun. Tabii bu bakım işlemi o kadar kolay bişey değildir. Bu hem yaşlı anne baba için zordur, hem de onlara bakacak olan çocuklar için zordur. Kayınbabalar suya sabuna fazla dokunmadıkları için pek göze batmazlar. Burada öne çıkan kayınvalideler yani kaynanalardır.Kaynanaların damatlarıyla ve özellikle gelinleriyle olan geçimsizlikleri hemen hemen her ailede olur. Bu aile yaşamımızın bir gerçeğidir. Kaynana olgusu o kadar çok yer etmiştir ki toplumumuzda. Kültürümüze, mizahımıza, fıkralarımıza bolca konu olmuştur.</p>
<p>                                                                                                                            *** </p>
<p>Ailenin yeni gelini hiç iş yapmazmış. Bir gün yemekten sonra gelinin kayınvalidesi ile kayınpederi temizlik için süpürgeyi almışlar. Maksatları gelini uyarmak.</p>
<p>Kayınvalide ile kayın peder tartışmaya başlamışlar:</p>
<p>&#8220;Ben süpüreceğim&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Hayır ben süpüreceğim&#8230;&#8221;</p>
<p>Gelin sonunda beklenen müdahaleyi yapmış:</p>
<p>&#8220;Ne kavga ediyorsunuz.Bir gün biriniz, bir gün öbürünüz süpürsün. Bunda kavga edecek ne var?&#8221;</p>
<p>                                                                                                                            ***</p>
<p>Temel bir gün kahveye girmiş. Üstü başı toz-toprak, perişan vaziyette. Ne oldu diye sormuşlar.</p>
<p>-Temel: &#8220;Kaynanamı gömdük.&#8221; diye cevap vermiş.</p>
<p>-Kahvedekiler: &#8220;İyi de bu halin ne?&#8221;</p>
<p>-Temel: &#8220;Biraz direndi de!..&#8221;</p>
<p>                                                                                                                            *** </p>
<p>Temel&#8217;in annesi ölmüş.Cenaze namazında bir kenarda dururken &#8220;Niçin namaza katılmıyorsun?&#8221; demişler.</p>
<p>-Ben cenaze namazı kılmayı bilmiyorum.</p>
<p>Bir ay sonra Temel&#8217;in kayınvalidesi ölmüş. Bu kez bakmışlar Temel cemaatin ön safında namaza durmuş.</p>
<p>-Yahu, hani sen cenaze namazı kılmayı bilmiyordun?</p>
<p>-Bu &#8220;cenaze namazı&#8221; değil ki; &#8220;bayram namazı&#8221; kılıyorum ben!..</p>
<p>                                                                                                                            *** </p>
<p>Temel, Trabzon&#8217;dan köyüne giderken yolda büyük bir kalabalık görür. Merak edip birine kalabalığın sebebini sorar.</p>
<p>Adam &#8220;Bizim İdris&#8217;in katırı, kaynanasına çifte atmış, kadın da ölmüş, onun için toplandık.&#8221;</p>
<p>Temel &#8220;haaaa&#8221; der:</p>
<p>-Demek ki, ölen kadının çok seveni varmış.</p>
<p>Adam &#8220;Hayır öle değil&#8221; der:</p>
<p>-Bunlar katırı satın almak için pazarlık yapıyorlar!..</p>
<p>                                                                                                                            ***   </p>
<p>Temel kayınvalidesinin cenaze törenindeydi. Tabut tam toprağa verilirken civarındaki bir fabrikanın düdüğü ötmeye başladı.</p>
<p>Temel, yanındakilere bir şey demeden doğrulup, mezarlığın kapısından fabrikaya doğru yürümeye koyuldu.</p>
<p>Akrabalar gözlerine inanamayarak sordular:</p>
<p>-Ne o? Bugünde çalışacak mısın yoksa?</p>
<p>Temel gayet sakin cevap verdi:</p>
<p>-Önce iş, sonra keyif!..</p>
<p>                                                                                                                            ***</p>
<p>Tabii bütün bunlar mizah. Gerçekse bu günün gelini ve damadı yarının kayınvalidesi ve kayınpederi. Yani bugün bana yarın sana. Yaşlılarımızada saygıda kusur etmiyelim, onları hoş tutalım. Ben rahmetli kayınvalidem ve kayınpederimle iyi geçindim. Aramızda problem olmadı. İyi insanlardı nur içinde yatsınlar. Bütün kayınpeder ve kaynanalara sevgi ve saygılarımla&#8230;</p>
<p>Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/kaynana-sevgisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitim Şart</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/egitim-sart/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/egitim-sart/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 05:38:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Mardin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=2492</guid>
		<description><![CDATA[MARDİN’İN Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyün-de yaşanan son yılların en vahşî katliamı henüz belleklerimizden silinmedi. Altısı çocuk, on altısı kadın 44 kişi öldürüldü. Adana’da bir kişi kendi ailesinden 8 kişiyi öldürdü. Mersin’de öldürülen anne, baba ve oğlunun katili evin küçük oğlu çıktı. Kayıp çocuğun katili komşu kadın çıktı. Falanca töre gereği öldürüldü. Filanca yan baktın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg"><img class="size-full wp-image-200 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="130" height="150" /></a>MARDİN’İN Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyün-de yaşanan son yılların en vahşî katliamı henüz belleklerimizden silinmedi. Altısı çocuk, on altısı kadın 44 kişi öldürüldü. Adana’da bir kişi kendi ailesinden 8 kişiyi öldürdü. Mersin’de öldürülen anne, baba ve oğlunun katili evin küçük oğlu çıktı. Kayıp çocuğun katili komşu kadın çıktı. Falanca töre gereği öldürüldü. Filanca yan baktın kavga-sında bıçaklanarak öldürüldü&#8230;<br />
Bu tür haberlere her gün rastlamamız mümkün. Hatta bu tür haberler sonradan olmaya başladı. Peki bu insanlık dışı olayların meydana gelmesin-deki sebepler nelerdir?<br />
Herkes değişik bir sebep ileri sürüyor. Kimisi “tö-re”, kimisi “terör”, kimisi “feodalizm”, kimisi “gelenekler”, kimisi “ekonomik sebepler” diyor. Bence bu tür olayların baş sebebi eğitimsizlik yani CEHALETTİR. Hani Napolyon’un en güvendiği komutanı yenilince sebebini sormuş.<br />
Komutan: “Efendim birçok sebebi var sayayım” demiş.<br />
“Birincisi cephanemiz bitmişti&#8230;” Napolyon “Tamam, gerisini sayma” demiş.<br />
Cephane bittikten sonra diğer sebeplerin ne önemi var ki?<br />
Şimdi Bilge köyünde, Adana’da, Mersin’de ve diğer yerlerde insanın kanını donduran cinayetleri işleyen eğitimsiz cahil insanlar için diğer sayılan sebeplerin ne önemi olabilir? Zaten sayılan diğer sebepler de eğitimsizliğin ürünleri değil midir?<br />
Ünlü filozof Sokrates diyor ki:<br />
“Sadece bir iyi vardır: Bilgi,<br />
ve sadece bir kötü vardır: Cehalet”<br />
Eğitimli bir insan bu vahşetleri yapabilir mi?<br />
Bir öğretmen, bir doktor, bir mühendis, bir pro-fesör, bir hakim yapabilir mi? Parmakları piyano tuşlarında, keman tellerinde melodiye dönüşen bir müzisyenin, taşa insan figürü işleyen bir heykeltı-raşın bu vahşetleri gerçekleştirebileceğine inanıyor musunuz?<br />
Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Nazım Hikmet-in şiirleriyle büyüyen bir çocuktan böyle katil adamlar oluşur mu?<br />
Eğitimsiz cahil insandan her şey beklenir. Vatan-daşına değer veren, onların eğitimine önem veren Avrupa ülkelerindeki insanlar refahın ve özgürlü-ğün nimetlerini doyasıya yaşarken, benim ülkemin insanları neden cehaletin pençesinde bu tür acıları yaşasın? Neden töre saçmalığı yüzünden genç kızlarımızın burnu, kulağı kesilsin, öldürülsün? Neden onca delikanlı da hapishaneler de çürüsün?<br />
Ünlü bir düşünür şöyle diyor:<br />
“Öğrenmek pahalıdır, ama bilmemek çok daha pahalı.”<br />
Evet  biz ülke olarak cehaletimizin bedelini çok pahalı ödüyoruz.<br />
Kavgalarla, cinayetlerle, terörle, uyuşturucuyla, kumarla vs&#8230;<br />
Peki çare? Çare eğitim.<br />
İleri ülkeler gibi insanımızı eğiteceğiz. Bunu ger-çekleştirebilmek için de önce öğretmenimize, eği-timcimize, profösörümüze değer vereceğiz. Onlara destek olacağız. Onlara potansiyel suçlu muame-lesi yaparak, birtakım soruşturmaları bahane edip tutuklatarak bir yere varamayız. Bilakis onlara değer vermeliyiz, onları onore etmeliyiz, desteklemeliyiz.<br />
Öğrenci hocasına “Hocam, kültürlü olmak için ne yapmak gerekir?” diye sormuş.<br />
Hoca yanıtlamış:<br />
“Üç tane üniversite bitirmek gerekir.”<br />
Öğrenci üç üniversite bitirdikten sonra, tekrar ho-casına gitmiş, sormuş:<br />
“Hocam üç üniversite bitirdim, ben şimdi kültürlü oldum mu?”<br />
Hoca: “Hepsini sen bitirmeyecektin.” diye söze başlamış:<br />
“Birini deden, birini baban, birini de sen bitirecek-tin!&#8230;”<br />
Yani eğitimli birkaç nesil geçmesi gerekiyor toplu-mun kültür seviyesinin yükselmesi için.<br />
Kör cehalet çirkefleştirir insanları!<br />
Suskunluğum asaletimdendir..<br />
Her lafa verecek cevabım var..<br />
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,<br />
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye.. (Mevlana)<br />
Bugünkü yazımızı da yine bir fıkra ile noktala-yalım.<br />
Türk gümrük kapısında bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış. Gümrük görev-lileri valizlerini kontrol etmeye başlamışlar.<br />
İçinden 7 adet don çıkmış. “Niye 7 tane?”diye İngiliz’e sormuşlar. O da “Haftanın yedi günü var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Salı, Çarşamba&#8230;” demiş. “Vay be” demiş görevlinin biri, “Helal olsun&#8230; Medeniyete, temizliğe bak adamlardaki.”<br />
Sıra Fransız’ın valizine gelmiş. Açmışlar bakmış-lar 8 tane don. Görevliler “7&#8242;yi anladık da, niye 8&#8243; diye sormuşlar&#8230; Fransız cevaplamış: “Pazartesi, Salı, Çarşamba&#8230; Her gün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım.”<br />
Gümrükçüler yine şaşırmışlar ve “Adamlardaki temizliğe, medeniyete bak, İngilizleri de geçtiler temizlikte” diye konuşmuşlar kendi aralarında.<br />
Sıra Temel’e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don. “İşte” demişler, “Ne varsa bizim insanımızda var. Avrupalı ile kıyas kabul etmeyiz&#8230; Şu medeniyete, şu temizliğe bak!”<br />
Yabancılar da duysun diye biraz daha yüksek sesle sormuşlar aynı soruyu Temel’e “Neden 12 adet don taşıyorsun?” Bizimki hemen cevaplamış:<br />
“Ocak, Şubat, Mart, Nisan&#8230;”<br />
Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/egitim-sart/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Darbe</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/darbe/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/darbe/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 06:17:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali HANER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=2206</guid>
		<description><![CDATA[SON günlerde ordumuza ağır eleştiriler yapmak moda oldu. Demokrat olmanın en kestir-me ve kolay yolu ordumuza hareket etmek. Sanki bizim değil Yunanistan’ın ordusu. Sanki ülkemizin varlığını ve geleceğini emanet edeceğimiz bir başka ordu varmış gibi. Sanki yedi düvele karşı bu ülkeyi savaşarak kurtaran ve cumhuriyetimize sahip çıkan bu ordu değilmiş gibi. Neymiş efendim darbelere karşılarmış. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg"><img class="size-full wp-image-158 alignright" title="ali-haner-2" src="http://buyuktorbali.com/system/wp-content/uploads/2009/05/ali-haner-2.jpg" alt="ali-haner-2" width="120" height="140" /></a>SON günlerde ordumuza ağır eleştiriler yapmak <strong>moda</strong> oldu. Demokrat olmanın en kestir-me ve kolay yolu ordumuza hareket etmek. Sanki bizim değil <strong>Yunanistan’ın</strong> ordusu. Sanki ülkemizin varlığını ve geleceğini emanet edeceğimiz bir başka ordu varmış gibi. Sanki yedi düvele karşı bu ülkeyi savaşarak kurtaran ve cumhuriyetimize sahip çıkan bu ordu değilmiş gibi. Neymiş efendim darbelere karşılarmış. Darbelere biz de karşıyız. Hep söyledik yine söylüyoruz, biz hem şeriata hem darbeler karşıyız. Ama darbelere karşı olmak başka şey, ülkemizin gözbebeği bir kurum olan ordu başak şeydir. Darbeye karşıyım diye ülkemizde bozulmadan kalabilmiş ve herkesin kutsal bildiği bir kurum olan ordumuza hareket etmeye, onu küçük düşürmeye kim-senin hakkı yoktur. Darbelerden en fazla bizler zarar gördük zamanında. Solcular, <strong><em>demokratlar</em></strong>, aydınlar gördü. Onun için biz darbelerin her zaman karşısında olduk. Ama darbe demek eşittir ordu demek yanlıştır. Darbelerin sorumluları darbeler zemin hazırlayanlarla dar-beleri gerçekleştirenlerdir. Onun için en büyük güvencemiz olan ordumuzun yıpranmasından ülke olarak hepimiz zarar görürüz. Göğsümüzü kabartan, resmi geçitlerde gözlerimizi yaşartan, gerektiğinde canını feda eden kahraman <em><strong>Mehmetçiklerimizi</strong></em> potansiyel darbe suçlusu gibi göstermenin kimseye faydası yoktur. Ordumuzu özledikleri rejimlerin önünde bir engel olarak gören bazı kesimler mevcuttur. Bu kesimlerin ordu düşmanlığı doğaldır. Ama kendini demokrat olarak gösteren bazıları da <strong><em>“darbeye karşı olmak”</em></strong> adına ordu düşmanlığı yapıyor. İşte bu yanlıştır. Türk ordusu en eski ve en büyük kurumdur. Siyasiler gelip geçicidir. Bugün var yarın yoktur. Ama ordumuz ilelebet olacaktır. Onun için hepimiz ordumuza gereken hassasiyeti göstermek zorundayız. Herkesin hassasiyet göstermesi gereken bir diğer husus da hukukun üstünlüğüdür. Herkes hukuka güvenmek zorundadır. Milletvekili dokunulmazlığı zırhına bürünenler de dahil. Türkiye Cumhuriyeti lâik, demokratik bir hukuk devletidir. Bunun gerçekleşmesi için de güven <strong>adalet</strong> duygusunun yerleşmesi lazımdır. Güven içersinde yaşamak için ordumuza, adalet için de bağımsız yargıya ihtiyaç vardır. Bindiği dalı kesmeye çalışanlar önce kendilerine zarar verirler, sonra da başkalarına. Neyse konuyu biraz değiştirelim. Bu günlerde ne çok sünnet düğünü oluyor. Sünnet konvoyunun biri bitmeden öbürü başlıyor. Sünnet deyince aklıma geldi.<br />
Kayseri’li küçük abdest bozmak için tuvalete gider. Vaziyetini alıp başlar su koyvermeye. Bir müddet sonra yanına başkası gelir. O da vaziyet alır. İlk giren sonradan gelene:<br />
“Sen Kayseri’li misin?”<br />
“Evet”<br />
“Seni Abdi Usta mı sünnet etti?”<br />
“Evet, evet amma nereden bildin?”<br />
“Yarım saattir ayağıma işiyorsun!<br />
Abdi usta böyle yan keser de..”<br />
Yazımıza <strong>Cahit Sıtkı Tarancı’nın</strong> güzel bir şiiri ile devam edelim. Sizinle paylaşmak istediğim o güzelim şiir şöyle:<br />
<em><strong>“Memleket isterim<br />
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;<br />
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.<br />
 * * *<br />
Memleket isterim<br />
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;<br />
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.<br />
 * * *<br />
Memleket isterim<br />
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun; <br />
Kış günü herkesin evi barkı olsun.<br />
 * * *<br />
Memleket isterim<br />
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;<br />
Olursa bir şikayet ölümden olsun.”</strong></em></p>
<p>Hadi küçük bir fıkra daha anlatayım.<br />
Adam ölür ve öbür dünyada sorgusu başlar:<br />
- Hiç içki içtin mi?..<br />
- Aman efendim&#8230;<br />
- Kumar oynadın mı?..<br />
- Aman efendim&#8230;<br />
- Kadınlarla aran nasıldı?..<br />
- Aman efendim, ben kim çapkınlık kim&#8230;<br />
 Cebrail dönüp bağırır:<br />
- Oradan bir çift kanat getirin&#8230;<br />
Adam çok sevinir:<br />
- Melek oluyorum değil mi efendim&#8230;<br />
- Hayır kaz oluyorsun&#8230;<br />
Bugünkü yazımızı da Nazım Hikmet’in bir dörtlüğüyle noktalayalım.<br />
<strong><em>“Ölebilirdi yüzünü görmediği insanlar için<br />
 hem de hiç kimse onu buna zorlamamışken<br />
 hem de en güzel, en gerçek şeyin<br />
 yaşamak olduğunu bildiği halde&#8230;”</em></strong><br />
 Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/darbe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
