<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BüyükTorbalı.Com &#187; Hasan Hüseyin GÖNCÜ</title>
	<atom:link href="http://buyuktorbali.com/category/hasan-huseyin-goncu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://buyuktorbali.com</link>
	<description>Büyüyen Torbalı'nın Büyük Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 05:58:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Emek ve emekliler</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/emek-ve-emekliler/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/emek-ve-emekliler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 05:31:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=15684</guid>
		<description><![CDATA[EMEK, insanlığın var olmasının, ilk şartıdır. İnsan, hayvanlar âleminin dışına emek sayesinde çıkabilmiştir. Emek, her şeyden önce, içinde insanla doğanın yer aldığı ve insanın kendi yararına olan uzun bir süreçtir. İnsan, emeğiyle her türlü zorluğa dayanabil-miş ve ayakta kalabilmiştir. İnsanla hayvan arasındaki temel farklılıklarda biri şudur: Hayvanlar doğadaki hazır ürünlerden yararlanır; insan ise emeği sayesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>EMEK, insanlığın var olmasının, ilk şartıdır. İnsan, hayvanlar âleminin dışına emek sayesinde çıkabilmiştir. Emek, her şeyden önce, içinde insanla doğanın yer aldığı ve insanın kendi yararına olan uzun bir süreçtir. İnsan, emeğiyle her türlü zorluğa dayanabil-miş ve ayakta kalabilmiştir. İnsanla hayvan arasındaki temel farklılıklarda biri şudur: Hayvanlar doğadaki hazır ürünlerden yararlanır; insan ise emeği sayesinde doğayı kendi amaçlarına hizmet ettirir, değişikliğe uğratır.<br />
İlkel komün sisteminde(ortak yaşam) Emek ortaklaşadır. Bunun anlamı şu-dur: İnsanlar özel mülkiyetin olmadığı bir dönemde yaşamışlardır. Özel mül-kiyetin (mal mülk edinme)  oluşumuy-la birlikte, insan emeği de sömürülme-ye başlanmıştır. Sözümüzü toparlaya-cak olursak, emek en yüce değerdir. Emeğe ve emekçilere saygı duyulması gerekir. İnsan emeğinde kan vardır, gözyaşı vardır. Emeğin rengi yoktur, ırkı yoktur, cinsi yoktur ve inancı yoktur. İnsan elinin değdiği her yerde emek vardır. Emek kutsaldır. Uygarlı-ğın ve sosyal adaletin ölçüsü, emekli-lere verilen değerle ölçülür.</p>
<p>Şimdi gelelim emeklilere;  <br />
Emeğin en yoğun olduğu alan emek-lilerdir. Bu ülkenin gelişmesinin ha-murunda, emeklilerin mayası vardır. Ülkemizde emeklilere, HAK ETTİK-LERİ DEĞERLER verilmemektedir. Emekliler açlık sınırında yaşamakta-dırlar. Emeklilere zam yapılacağı za-man, ilgililer bir emekliye yapılan zammı söylemeye dilleri varmaz. Bü-tün emeklilere yapılan zammı, toptan söylerler. İşte biz, şu kadar emekliye, trilyonlarca zam yaptık. Neden böyle? Kafa karıştırmak için. Vay be! Devleti batıracağız,” gibi bilinçsiz sızlanmalar çoğalır. Geçen yıl Milli Takım Çalıştı-rıcısı, Fatih Terim&#8217;e aylık ne kadar ödeniyordu, biliyor musunuz? Tam 230.000 TL. Küçük bir hesap yapalım, hep birlikte. Ortalama emekli maaşı 700 TL. Terim&#8217;in aldığı bir aylık para-yı, normal bir emekli kaç senede alabi-lir, biliyor musunuz? Evet, tam 27 se-nede. Artık gerisini emekli kardeş-lerim düşünsün. Bu bir örnekti. Te-rim&#8217;den daha çok alanlar var. İşte sis-tem böyle, sizi posanız çıkıncaya ka-dar çalıştırır, sonra açlığa talim ettirir. Bu yazıyı kaç emekli okur bilemem ama, bu öykü senin öykün, emekli kardeşim.</p>
<p>Peki, emekliler ne yapmalı?<br />
Geçinemiyoruz, açız, bize yardım edin gibi seslere bu güne kadar hiç kulak asan olmadı. Olduysa da vah vah dedi, acıyıp geçti. Önce gücümüzü bilmeli-yiz.<br />
Torbalı&#8217;da 5 bine yakın ülkemizde ise 9 milyon 300 emekli var. Yalnız emek-liler eşleri ile düşünülse Torbalı&#8217;da 10 bin, ülkemizde ise 18 milyon oy eder. Emekliler gözünü açarsa, sandık bile hesap sorabilir.</p>
<p>Örneğin, yerel seçimlerde 65 yaş üstü emekliler için otobüsler ücretsiz ola-bilir. Daha başka istekler dile getirile-bilir. 2007 Seçimlerinde AKP&#8217;NİN aldığı oy 16 milyon. Emeklilerin oyu kaçtı? 18 milyon. Emekli kardeşim siz kafanızı çalıştırırsanız iktidar bile ola-bilirsiniz.Bu kadar açık ne net söylü-yorum. Ama şunu da akıldan çıkarma-mak gerekir. Cumhuriyetin kuruluşun-dan bu yana, iktidar olmuş ve muhale-fet kalmış düzen partilerini kafandan sileceksin. Hem bu düzen partileri emeklilerle alay ediyorlar, hala anla-madınız mı? Bunlar, emeklilerin so-runlarını, çözemezler çözmüyorlar. Nasıl ki, çalışırken bir sendikanız var-dı, emekli olunca da haklarınızı savu-nacak bir sendikanız olmalı. DİSK&#8217;e bağlı, EMEKLİ-SEN&#8217;e üye olarak çoğalabiliriz.<br />
Ancak, o zaman sesimizi duyacaklar. Kurtuluşumuz örgütlenmekte!..</p>
<p>Ülkemizde üretilen tüm değerler, hak-ça bölüşülürse herkese yeter ve artar. Emeklilere ancak bir kilo et parası kadar zam verebiliyoruz, devletimizin bütçesi daha fazlasını kaldırmaz diyenlere sakın kanmayın, artık yakanızdan düzen partilerini silkin.</p>
<p> “Hayatta ya tozu dumana katacaksın<br />
yada tozu dumanı yutacaksın”!&#8230; (Voltaıre)</p>
<p>Emeklilerin mutlu bir yaşam sürdüğünde,güzel günler göreceğiz.</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/emek-ve-emekliler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kertenkele Abdullah</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/kertenkele-abdullah/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/kertenkele-abdullah/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 06:23:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=15422</guid>
		<description><![CDATA[ÜÇ dört yaşlarındayım. Anam, babam ve akrabalarla Amerikan çubuğu diki-yoruz tarlaya. Halk arasında bu çubuk-lara deli çubuk deniliyor. Bu çubuklar biraz güçlenince, akıllı çubuklarla aşılanıyor. Ben çukurlar arasında koşturuyorum, küçük kerten-keleleri yakalamaya çalışıyorum. Tut-tuklarımı kuyruğundan tutup, ağzıma götürüyorum. Kertenkelenin küçüçük elleri, dilimi gıdıklıyor. Beni görenler, “çocuğun karnına kertenkeleler ka-çacak,” diye bağırırken, anam elinde taşla beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÜÇ dört yaşlarındayım. Anam, babam ve akrabalarla Amerikan çubuğu diki-yoruz tarlaya. Halk arasında bu çubuk-lara deli çubuk deniliyor.<br />
Bu çubuklar biraz güçlenince, akıllı çubuklarla aşılanıyor. Ben çukurlar arasında koşturuyorum, küçük kerten-keleleri yakalamaya çalışıyorum. Tut-tuklarımı kuyruğundan tutup, ağzıma götürüyorum. Kertenkelenin küçüçük elleri, dilimi gıdıklıyor. Beni görenler, “çocuğun karnına kertenkeleler ka-çacak,” diye bağırırken, anam elinde taşla beni kovalıyor. Kertenkelelerin, bazen kuyruğu elimde kalıyor, yere dü-şünce epeyce yerde debeleniyor. Yalnız hiç birini öldürmüyorum. İşte çocuk psikolojisi, çocuklukta böyle şeyler oluyor. Yıllar sonra, kitaplarda, Kerten-kele Abdullah&#8217;la tanışıyorum. “Yıl 1918, Süphan Dağı&#8217;nın eteklerinde bir köy. Zor kaçmıştı olan bitenden. Dar sığınmıştı Peltekler&#8217;den İsmail&#8217;in kö-yüne. Herkeslerin herkeslerden kaçtığı, herkeslerin birbirinin çaresizliğine sarıldığı yıllardı. Karışmıştı köylünün arasına yaşayıp gidiyordu işte…. Zararsızdı da Allah için. Ağılın bir köşesinde yuvalandığı karanlık sığınak, örme duvardaki iki taş arasındaki ince yarık kadardı sanki. Hani kertenkeleler olur ya o aralıkların ağzında… Hani bir ses duyarlar da birden dalarlar yarığa. Tam öyle işte. Gizlenerekten yaşar gi-derdi. Arada bir gün yüzüne çıkar, yü-reği insaf tutanların yanına varır, har-manın ucundan tutar, dökebildiği kadar ter döker, iki dilim ekmek yer, sığı-nağına geri dönerdi. Toprağın kan kus-tuğu zamandı, her bir gayret ıccığ daha yaşamak içindi. Köylünün yanında ye-ni adı Abdullah&#8217;tı… “Allah&#8217;ın gönder-diği.” Allah&#8217;ın unuttuğu bir delikte ya-şayıp gidiyordu işte. Ta ki Pelteklerden İsmail&#8217;in sondan üçüncü oğlu Memo duvar dibinde Abdullah&#8217;ı işerken göre-ne kadar. İsmail, eğilmiş, ferfecir göz-lerini dipten Abdullah&#8217;ın “İt ölüsü” çü-küne dikmiş, hınzır hınzır kıkırdıyordu. Zıplamasıylan bağıra bağıra koşması bir oldu İsmail&#8217;in. “Koşun laaan” diye bağırıyordu İsmail… “Koşun laaan koşun, Abdullah&#8217;a bakın, vallah gör-mişem onunki kabuklu, onunki kabuk-lu.”<br />
Derler ki Abdullah&#8217;ın duvarın dibinden ağıldaki sığınağına kaçışı tıpkı bir ker-tenkelenin kaçışı gibiydi… Az sonra ağıla taşlar yağmaya başladı. Çoluğu çocuğu, genci yaşlısı toplanmış ağılı taşlıyorlar, “Çık ulan gâvur, kim oldu-ğunu anladık, çık dışarı” diye bağırı-yorlardı. Bir süre sonra bağırışlar ya-kınlaştı, ayak seslerine dönüştü. Ağılın kapısı açıldı. İlk giren her daim Abdul-lah&#8217;ı korumuş olan Pelteklerin İsmail oldu, ardından da öbürleri. İsmail ar-dındakileri durdurdu, bir adım öne atıl-dı. “Nerdesin lo Abdullah gel ki seni kurtaram, uzat elini”. İsmail&#8217;in eli Ab-dullah&#8217;ın uzattığı ele değdi değmesine ama birden irkilerek geri çekti. Uzattığı kanlı bir deri parçasıydı.İsmail ardında-kilere döndü. “Hadin lan, bırakın ga-ribi, çıkıyoruz.” Rahat kodular ondan kelli sünnetli Abdullah&#8217;ı… Dokunma-dılar birelinizde kendimi “Kertenkele Abdullah” gibi hissediyorum, iyi mi? Mazur görün, sürüngenlik işte!”<br />
(Hrant Dink)</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/kertenkele-abdullah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tatil ve Dinlenmek</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/tatil-ve-dinlenmek-2/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/tatil-ve-dinlenmek-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 06:08:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=15187</guid>
		<description><![CDATA[SAHİL yolundan, kıvrıla kıvrıla Özde-re&#8217;ye oradan da yeşilliklerle boyalı Gü-müldür Beldesine geldik. Torbalı&#8217;da açıkçası sıcaklara dayanamadım üç gün-lük bir kaçamak yaptık. Sahil sitesindeki 09 Çoban pansiyona yerleştik. Apart Otel, kendin pişir kendin ye. Okuyucu-larım belki üç günlük Apart otel para-sının merak etmiş olabilirler, söyleyim, 100 TL. Açıkçası bizimkisi gariban işi.                              Pansiyon sahibi Mustafa Yılmaz Ço-ban&#8217;la [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SAHİL yolundan, kıvrıla kıvrıla Özde-re&#8217;ye oradan da yeşilliklerle boyalı Gü-müldür Beldesine geldik. Torbalı&#8217;da açıkçası sıcaklara dayanamadım üç gün-lük bir kaçamak yaptık. Sahil sitesindeki 09 Çoban pansiyona yerleştik. Apart Otel, kendin pişir kendin ye. Okuyucu-larım belki üç günlük Apart otel para-sının merak etmiş olabilirler, söyleyim, 100 TL. Açıkçası bizimkisi gariban işi.                             <br />
Pansiyon sahibi Mustafa Yılmaz Ço-ban&#8217;la konuşuyorum. “Mustafa Bey, işler nasıl?” Hocam bu yıl tatile gelen yok, odaların çoğu da boş”, diyor. “Ra-mazan ve referandum mu işlerinizi boz-du?” “Hayır, hiç alakası yok. Ramazan öncesi de böyleydi, vatandaşın tatile ayıracak artık parası yok.” Mustafa Bey bu işten usanmış bıkmış, satılık levhasını da otelin duvarına asmış.                                                                              <br />
“Hasan Hoca, Türkiye referandum diye yanıp tutuşuyor, sen kalkmışsın deniz kenarında keyif çatıyorsun” diyeniniz olabilir. Denizin kenarını görünceye ka-dar üç gün geldi geçti. Tatil ve dinlenme deyince, insanın en doğal hakkı, akla gelmeli. Yaşamak, beslenmek, eğitim, sağlık, cinsellik, iş ve aş insanın en te-mel hakkıysa, tatil ve dinlenme de bu haklar arasında olmalı ve korunmalıdır, diye düşünüyorum. Bir kaç gün tatil, insanı yeniliyor ve rahatlatıyor.<br />
Ertesi gün erkenden kalktım. Sahili dolaşmak ve rutin yürüyüşümü yapmak için deniz kenarına indim. “Deniz o kadar durgun, o kadar durgundu ki karıncalar su içerdi. (Yaşar Kemal, Bir Ada hikayesi) Deniz, aynen böyle, karıncalar su içer gibi sakindi. Mimik minik dalgalar kıyıya vuruyordu. Bu yıl Menderes Belediyesi, sahile sosyal bir çalışma yapmış. Yolları genişletmiş. Sa-hilin kenarına, “soyunma odaları, tu-valetler ve duşlar ücretsizdir,” levhasını asmış. Gerçekten tuvaletler tertemiz, beş yıldızlı otellerin tuvaletleri gibi insan kullanmaya kıyamıyor. Ne güzel değil mi? Küçük bir hizmet ama sahile gelen tüm yurttaşların ihtiyaçlarını karşılıyor. Belediyelerin görevleri buna benzer hizmetler olmalı. Menderes Be-lediyesinden bu yazıyı okuyan olur mu, bilemem ama sahile inerken duvarın dibinde birkaç tane demir betonun dışın-da duruyor, acilen kesilmesi gerekir. O gün iki kişi görmezde sahildeydi. Sonra sahilden doğuya doğru yürüyorum, kar-şıma büyük oteller çıkıyor, hemen sınıf farkı görülüyor. “Şenglozlar ve şemsi-yeler Ali, Veli oteline ve sitesine aittir. Yabancılar giremez ve kullanamaz,” yazılı levhalar var. Sanki sahil babala-rının tapulu malı. Deniz kenarlarını göz göre göre kapatmışlar. Biraz daha yürü-düğümde, duvarlarda, duş 2 TL, WC 1 TL. Buraya gelen kalabalık aile ise yan-dı. 50 kuruşa su iç, 1TL&#8217;ye tuvalete gir. Deli Ömer çayının kavuştuğu yere de-mir köprü yapılmış, fırça ve yağlı boya getirilerek demirlere, “sensiz hayat yeri dibine batsın, seni sana bıraktım çıl-gına dönüyorum,” yazmış aşığın biri. Geriye dönüyorum, uluslar arası mavi bayrağın önünden geçiyorum, yine sahil zapdedilmiş, “özel mülktür girilemez,” levhası kapitalizmin özünü, gözler önüne seriyor.  <br />
Arkadaşım, Maytur Otel işleticisi, Ga-lip Yazgan ile sohbet ediyoruz. Koca otelde 10 kişinin olduğunu ve sahildeki esnafın durumunun hiç de iyi olmadığını söylüyor. “İnsanlar sabah kahvaltı yapa-caklar, bizim belediyenin çöpçüleri şan-gır şungur, ortalığı kokuya vererek çöp topluyorlar. Olacak şey mi şu?” diyerek yetkilileri uyarıyor, galip arkadaş. Sahile pek fazla referandum uğramamış.<br />
Herkes işinde gücünde. Aman ne referandummuş, milleti bölüp parçala-dı!.. Ne kadar kirli çamaşır varsa ortaya atıldı. 12 Eylül gelse de kurtulsak, an-lamsız nutuklardan. Zaten sokaktaki va-tandaşın umurunda bile değil.  <br />
Geçen sene, epeyce iğde ağaçları vardı sahilde. Hepsini de kesmişler. Ağaçların altını restore edin gelen vatandaş gölge-de otursun. İğde çiçek açtığında çok şa-hane kokusu vardır. Doğaya verdiği o kokuyu trilyon verseniz yaratamazsınız. Maalesef çevremize ve doğaya sahip ç-ıkamıyoruz. Sahil yolunun duvarında ki yazıda anlamlıydı.<br />
“Damlayaya damlaya göl olur kirlene kirlene çöl olur.”<br />
“En güzel deniz henüz gidilmemiş ola-nıdır. En güzel çocuk henüz büyümedi.” (N.HİKMET RAN)   <br />
Denizlerimizi özgürce kullandığımız zaman güzel günler göreceğiz.</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/tatil-ve-dinlenmek-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Referandum Sancısı</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/referandum-sancisi/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/referandum-sancisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2010 06:03:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=14914</guid>
		<description><![CDATA[SANCI, canlının organları arasındaki ile-tişim eksikliğinden kaynaklanan bir rahat-sızlıktır. Sancı genellikle Anadolu da kulla-nılır. “Sırtım ağrıyor” yerine “sırtım (ya-ğırnım) sancıyor,” denilir. Toplum da ay-nen, canlı bir organizma gibidir. Zaman zaman toplumda da sancılar oluşur. Önemli olan bu sancıları, zamanında görebilmek ve duyabilmek, barışçıl yollardan çözüm öne-rileri sunabilmektir. Referandumların (halk oylaması) amacı da bu olsa gerek. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SANCI, canlının organları arasındaki ile-tişim eksikliğinden kaynaklanan bir rahat-sızlıktır. Sancı genellikle Anadolu da kulla-nılır. “Sırtım ağrıyor” yerine “sırtım (ya-ğırnım) sancıyor,” denilir. Toplum da ay-nen, canlı bir organizma gibidir. Zaman zaman toplumda da sancılar oluşur. Önemli olan bu sancıları, zamanında görebilmek ve duyabilmek, barışçıl yollardan çözüm öne-rileri sunabilmektir. Referandumların (halk oylaması) amacı da bu olsa gerek. Fakat ülkemizde uygulanan referandumlar hal-kın iradesi dışında oluşmuştur. Örneğin 82 Anayasasının %99 oyla kabul edilmesi gibi.<br />
Ülkemiz yine bir referandum sancısı yaşı-yor. Meydanlar kırana kırana sanki genel seçim havasında, iktidar kavgaları yapılı-yor. Alkışlar birbirini kovalıyor, 75 milyo-nun yarısının, yoksulluk ve açlık sınırında yaşadığı unutuluyor, unutturuluyor. Ülkemizin her yanı karış karış geziliyor, bunca harcanılan para nereden geliyor? Soran var mı? Futbol takımı tutan taraftar-lar gibi yüksek perdeden söylenen her sözü alkışlıyoruz. Arada sırada, karşı tarafı da “yuh”lamayı unutmuyoruz. Ağlamalarla başladığımız referandumu mahalle kavga-sına dönüştürerek devam ediyoruz.<br />
Şimdi gelelim, çiçeği burnunda yeni ana-yasamıza ve 82 darbe anayasasına.<br />
Her iki anayasa da, bu ülkede yaşamayı sürdürdüğümüze göre bana doğru dürüst yurttaşlık hakkı tanımıyor. Anayasaların metinleri geniş kesimleri temsil edenlerle tartışılıp yazılmadı. İnsanlara onur veren, sendikal örgütlenmeyi önemseyen, birey-sel özgürlükleri destekleyen bir anayasa mıdır? Eskisi ve yenisi? Hayır. Geçen yıllardaki 1 Mayıs&#8217;larda ki, biber gazları ve basınçlı sular unutuldu mu?<br />
Eskisinde ve yenisinde 12 Eylül artığı, zorunlu din derslerini, insan hakları ihlali olarak kabul eden AİHM ve Danıştay ka-rarları var mı? Yok. Böyle bir anayasa demokratik olabilir mi? Hayır. Ülkemizde kanayan bir yara durumuna gelen, Alevilere ve Kürtlere onur veren bir sözcük var mı? Yok. Kamuda çalışan memurların grev hakkı tanınmış mı? Hayır. Seçim barajı % 10&#8242;un altına % 3&#8242;lere indiriliyor mu? Hayır. 12 Eylül darbesini mahkûm etmeyen, onun ortaya çıkardığı bütün kurum, kuruluşlar ve yasalarla hesaplaşıldı mı? Hayır. “Vatanda-şın önüne % 10 baraj kuran iktidarlar, halkın iktidarı olmaktan çıkar. Halka ra-kip takım olurlar. Hem referandumu “de-mokrasi sınavı,” olarak sunacaksınız, hem de halkın önüne yüksek barajı kuracaksı-nız… Yutan olursa”!<br />
“Daha bir yıl önce Köşk&#8217;te ağırlanan Ev-ren’in hapse atılmak istenmesi inandırıcı geliyor mu size”? İktidar sekiz sene boyun-ca geçmiş 12 yıldönümlerinde ses çıkart-mamışken, darbeci paşalarla nikah şahit-liği yapan, Anaokulu açanların, darbeciler-le hesaplaşması inandırıcı geliyor mu si-ze”.? İster Evet, ister Hayır, ister Boykot olsun, bu referandum 12 Eylülle hesap-laşma değildir. Kim ne derse desin.<br />
Konunun daha iyi anlaşılması için kendim-den örnek vereceğim. Şöyle yaptım, böyle yattım çıktım gibi övünmelerden hoşlan-mam Nazım&#8217;ın dediği gibi;<br />
“Her gün içtim ama akşamcı olmadım<br />
Alnımın teriyle kazandım, ekmek parasını,<br />
Ne mutlu bana”<br />
12 Eylül döneminde 21 yıllık sınıf öğret-meniydim. Darbeyle birlikte, tüm haklarım çiğnendi. Yani emekli sandığındaki tüm haklarım silindi. Sonra SSK&#8217;dan emekli oldum. Benim gibi binlerce yurttaşın dilek-çeleri ile Danıştay ve Anayasa MAHKE-MESİ kamuda geçen yıllarla ilgili ikrami-ye verilmesine karar verdi. Sözde 12 Eylül-le hesaplaşacağız diyen AKP yönetimine, “düzenleme yap çalışanların haklarının verilmesi gerekir” dedi. Hiçbir düzenleme yapılmadı. Şili diktatörü Pinochet ile he-saplaşılırken, darbeden zarar görmüş bütün Şilili yurt-taşlar yararlandı. Benim gibi in-sanların 30 yıldır anası ağlıyor, eski ve yeni ana-yasada haklarımızı koruyan bir madde var mı? YOK. Ama Yüksek Askeri Şura Kararlarıyla ordudan atılan insanların hak-kını koruyan maddeler var, yeni anayasa taslağında.<br />
Diyelim ki, yeni anayasa taslağına hayır dedik. Ne olacak, darbe anayasası karşı-mıza çıkacak. Eski hamam eski tas. Ten-cere dibin kara, seninki benden kara. Tası da hamamı da yenilenene kadar, hepsine hayır diyorum ve sandığa gitmiyorum.<br />
Bir yurttaş olarak bu da benim özgür dü-şüncem. Hiç bir kimsenin bana kulp tak-maya hakkı yok. Referandum da evet ve hayır diyeceğini belirten yurttaşlara yapı-lan baskıları ve şiddetleri de kınıyorum. İnsanlar hiçbir kimseden korkmadan ve çekinmeden düşüncelerini söyleyebilme-lidir. Ancak o zaman doğrular ortaya çıkar.<br />
Yasalar fakiri ezer ve zenginler ise yasa-ları yönetir.  (OLIVER)<br />
Dertlerimize derman olan, Anayasalar yazdığımızda, güzel günler göreceğiz.</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/referandum-sancisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İZSU Neden Böyle Yapıyor?</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/izsu-neden-boyle-yapiyor/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/izsu-neden-boyle-yapiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 05:54:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=14633</guid>
		<description><![CDATA[SICAKLIĞIN bunalttığı şu günlerde, İZSU&#8217;da bu sıcak havayı daha çok ısı-tıyor. Geçen gün öğleye doğru kapı çalındı. İki delikanlı genç girdi, “İZSU-dan, geliyoruz,” dediler. Ben kullanılan suya bakacaklar sanıyorum. Bir de gör-düm ki sayacı söktüler, getirdikleri su sayacını taktılar. “Neden söktünüz”  di-ye sorduğumda “İZSU yöneticileri öyle emretti. Zamanı dolan sayaçlar değiştiri-lecek,” dediler. Benim su sayacım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SICAKLIĞIN bunalttığı şu günlerde, İZSU&#8217;da bu sıcak havayı daha çok ısı-tıyor. Geçen gün öğleye doğru kapı çalındı. İki delikanlı genç girdi, “İZSU-dan, geliyoruz,” dediler. Ben kullanılan suya bakacaklar sanıyorum. Bir de gör-düm ki sayacı söktüler, getirdikleri su sayacını taktılar. “Neden söktünüz”  di-ye sorduğumda “İZSU yöneticileri öyle emretti. Zamanı dolan sayaçlar değiştiri-lecek,” dediler.<br />
Benim su sayacım, Baylan marka yeni takılan da Baylan marka. Üstelik sökü-len sayacımın hiç bozuk ve kullanılma-yacak durumda değil. Sapasağlam sa-yaç. Su kaçırmıyor, rakamları çok net bir şekilde okunuyor, İZSU&#8217;nun bana verdiği suyun kaç ton olduğunu ölçüyor, böyle bir sayaçtan niye rahatsız olunur bilemiyorum. Bu güne kadar İZSU&#8217;dan bir şikayet de gelmedi. Su sayacının ek-sik fazla ölçtüğü de yok, borcumuzu da tıkır tıkır ödüyoruz. Bu durum karşısın-da, benim su sayacımı neden söküyor-sunuz? Sayacı söken gençlere soruyo-rum, “ben bu sayacı söktürmeseydim, ne olurdu, polisle mi, sökecektiniz?” Su sayacınıza bakılmaz, zaman geçer, su borcunuz çoğalır, suyunuz kesilir.” Evet yanıt bu.<br />
İZSU sorumlularına sordum. “Neden çalışan su sayacımı söküyorsunuz.?” Aldığım cevap şu, “üzerinde İZSU YAZMAYAN BÜTÜN SAYAÇLAR SÖKÜLECEK.” Sonra ne olacak, cebinizden durup durduğunuz yerde 33 TL uçup gidecek, İZSU&#8217;nun cebine, bu kadar net ve açık. Benim öteki su sa-yaçlarımı söktürmek istemiyorum, bura-dan izsu yetkililerine duyuruyorum.<br />
Her zaman söyleriz, söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Demokratik, barışçıl ve yaşanası bir ortam yaratmak istiyor-sak, sorunlarımızı çözerken karşı tarafı (muhatap olanı) görmezden gelmeyelim. Bakınız, Taşkesik&#8217;teki çöp sorunu, cem evi arsası yer değiştirilmesi, kürt, alevi vs.. sorunlarını çözmeye çalışırken karşı tarafı adam yerine koyduk mu? Hepsinden de toplum olarak yaralı değil miyiz? Şimdi de aynı yöntemle su sa-yaçları sorununu çözmeye kalkıyoruz. VER 33 TL gerisini karıştırma. Sistem (kapitalizm) bulmuş işin kolayını. Bankalar kredi kartı aidatı alır 25 TL, yine bankalar hesap işletme ücreti adı altında 15-25 TL arası ücret alırlar, Telekom 8-15 TL arası sabit ücret alır, her ay, Tedaş, TRT payı, bilmem ne payları ve daha adını sanını duymadığım bir yığın kesintiler. En son da ver 33 TL sayacınızı değiştiriyoruz.</p>
<p>NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ?</p>
<p>HER zaman, devletin yetkili kurumları ve belediyeler halktan bir şeyler ister. Öz veri ister, sabır ister, zam ister, eleş-tirmeme ister, konuşmama ister. İster de ister. Bizde yurttaş olarak bir şeyler iste-yelim. Geçen yazılarımın birinde söyle-miştim.<br />
Belediyeden, 10 ton bedava su istiyo-rum. Verir mi?<br />
Biz istersek elbette verecek. Ne demiş-ler; “İsteyenin bir yüzü kara, vermeye-nin iki yüzü kara.” İnsanlar isterse bele-diyeleri, isterse Torbalı&#8217;yı, isterse İzmir’i, isterse Türkiye&#8217;yi, isterse Dün-ya’yı değiştirir. Bu irade, kan revan içinde tartışılan ve ne olduğu bilinme-yen referanduma götürülen anayasanız-dan bin kat daha güçlüdür.<br />
Birleşmiş MİLLETLER Genel Kurulu 28 Temmuz 2010 da yapılan, su hakkı kabul edildi. 124 kabul, 42 çekimser oy kullanıldı. Böylece su insan haklarının temel bir parçası ilan edildi. Su hakkına<br />
ilişkin yapılan oylamada suyun dünyada ticarileşmesinde rol oynayan ABD ve İngiltere gibi ülkelerin yanında Türkiye de çekimser oy kullandı. Su bir meta (mal) değildir, satılamaz denildi.<br />
Su, insan hakkıdır, satılamaz.<br />
Sularımızı özgürce kullandığımızda, güzel günler göreceğiz.</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/izsu-neden-boyle-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vicdan ve Barış</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/vicdan-ve-baris/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/vicdan-ve-baris/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2010 05:56:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=14230</guid>
		<description><![CDATA[VİCDAN sözcüğünün, Türkçe sözlükteki anlamı şöyle: Kişinin kendi niyet ve ey-lemlerinin ahlak bakımından iyi veya kö-tü bulması ve aynı zamanda doğru ve iyi-yi yapma yükümünü de tanıması. Birisi-ne, vicdansız dediğimizde, acıma duygu-larının olmadığını anlatmak isteriz. İnsa-nın eli kolu gibi vicdanı görülmez, vicdan soyut ve felsefi bir kavramdır. Vicdan kavramının içinde acımak ve acımamak ikilisi yatar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>VİCDAN sözcüğünün, Türkçe sözlükteki anlamı şöyle: Kişinin kendi niyet ve ey-lemlerinin ahlak bakımından iyi veya kö-tü bulması ve aynı zamanda doğru ve iyi-yi yapma yükümünü de tanıması. Birisi-ne, vicdansız dediğimizde, acıma duygu-larının olmadığını anlatmak isteriz. İnsa-nın eli kolu gibi vicdanı görülmez, vicdan soyut ve felsefi bir kavramdır. Vicdan kavramının içinde acımak ve acımamak ikilisi yatar. Kimisi karıncayı çiğnemeyi çekinir, kimi ezer geçer.<br />
Gecenin serinliğinde, motorunuzla gidi-yorsunuz. Kafanızda planlar yapıp gün-lük yaşamınızı düzenlemeye çalışıyorsu-nuz. Hatta biraz daha yol alıp dinlenme-yi, ilerdeki kafeteryada çay içip, tanıdık varsa, sohbet bile yapabilirim diye düşünüyorsunuz. Hafiften esen rüzgar yüzünüzü yalıyor. Kafadaki seyrek kalan saçlarda rüzgârla oynaşıyor. Motorun benzini, beni nereye kadar götürebilir he-sabı yapılırken bir kütürtü patırtı duyuyo-rsunuz. Arkadan gelen bir araç, size çarp-mış 70 metre sürüklenmişsiniz, motor bir tarafta, siz bir taraftasınız. Yoldan uzakta, kanlar, yaralar<br />
ve kırıklarla sessiz sedasız yatıyorsunuz. Belirli bir süre sonra inlemeler duyulu-yor. Size vuran vatandaş kaçmış. Saatler sonra rastgele bir vatandaş sizi baygın şekilde görüp, 112&#8242;yi arıyor. Sonra hasta-ne hastane dolaşıyorsunuz. Belirli bir süre sonra gözünüzü açıyorsunuz, kollar ve bacaklar alçıda, kafatası kırık ve bilinç de yerinde değil. Bu olay, Yazıbaşı&#8217;nda oturan Serdar Turan arkadaşımızın başı-na geldi.<br />
Geçen gün, ziyaretine gittim, kendini bi-raz toplamış, yeniden geçmiş olsun diyo-rum. Vuran hala gelip<br />
geçmiş olsun bile dememiş. Acaba vicda-nı, hiç sızlamadı mı? Geceleri uyku girdi mi acaba gözüne?<br />
Hadi diyelim, korkudan panikledin, git en yakın hastaneye veya karakola haber ver. Bu insanlık görevi değil mi? Ülkemizde buna benzer olaylar hepimizin başına ge-lebilir. Vicdanlı olmalıyız, vicdanlı!..<br />
Torbalıdan, çok ailesinin, bir evladı da benzeri olayın kurbanı olmuştu. Vuran kaçtı gitti. Acaba vicdanı rahat mı? Araca binerken acaba elleri titremiyor mu? Belki adalet önüne çıkmadı ama “vicdan kurdu” onu, için için kemiriyor. Bu tür insanları, biz göremiyoruz ama en kısa sürede kanser hastalığına yakalandıkları söyleniyor. Ölen ve yaralanandan daha fazla acı çektikleri, uzmanlar tarafından belirtiliyor. Aman dikkat! Trafik kuralla-rına uyalım ve uyaralım.</p>
<p>***</p>
<p>Barış ve vicdan, iki ikiz kardeştirler. Ba-rış için çalışanlardan, barış içinde yaşa-yan toplumlardan ve bireylerden hiçbir zaman zarar gelmez. Barış; kardeşlik, sevgi, dostluk üretir. Barışın olduğu yerde haksızlıklar azalır, şiddet ve silah yerini konuşmaya ve uzlaşmaya bırakır, adalete ve insanlığa güven artar. Kısacası, barış ortamında her türlü çiçek açar ve ürer. Barış olan yerde iş vardır, aş vardır, emek vardır ve ekmek vardır.<br />
Ülkemizdeki son gelişen, İnegöl ve Dört-yol&#8217;daki olaylardan sonra yine korkuları-mız çoğalmaya başladı. 200&#8242;e yakın, De-mokratik Kitle Örgütü aşağıdaki bildiriye imza attılar ve “Kardeş kavgasının kaza-nanı olmaz”, dediler.<br />
“Kürt sorununda yeniden silahlara sarıl-mış olmak, sorunu şiddetle çözme arayış-ları kabul edilemez. Bir yandan bin yıllık kardeşlikten söz ediliyor, bir yandan da iki halktan gençlerin çatışarak hayatlarını kaybetmesi sürdürülüyor. Otuz yılda 40 bin insan kaybettik. 350-400 milyon dolar bu çatışmalar için harcandı. İki halk büyük acılar çekti. Yerlerinden yurtların-dan oldular. Çatışmalar, ölümler, acı, yıkım iki haklı da yordu. Ölen TÜRK ve KÜRT gençleri için analar ağlamaya, herkes acı çekmeye devam ediyor. Böyle sürerse, analar ağlamaya, iki halk acı çekmeye devam etmekle kalmayacak, önü alınamaz felaketlere sürükleneceğiz.<br />
Savaş değil, barış. Eşit ve özgür koşul-larda bir arada yaşama istiyoruz. Operasyonlar dursun, silahlar sussun, insanlar konuşsun! Kürt halkının temsilcileriyle, Kürt halkıyla sorunu konuşmak, barışın yolunu açmak için bir adım atılmalıdır. Türkiye demokratikleşmeli, Kürt sorunu demokratik çözüme kavuşturulmalıdır. Ne Türk ölsün, ne Kürt ölsün; ne de analar gözyaşlarına boğulsun. Barış hepimizin ortak talebidir.”<br />
Eşit, özgür ve kardeşçe birlikte yaşamanın yolu açılsın.<br />
Güzel günler, Kürt sorununun çözümünde.</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/vicdan-ve-baris/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Felaket kapıda</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/felaket-kapida/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/felaket-kapida/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 06:01:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=13957</guid>
		<description><![CDATA[SABAHLARI genellikle erken kalkarak, serinlikte yürüyorum. Bu eylem biçimi, sağlığıma iyi geliyor. Yaşlılıktan doğan bazı olumsuzluklar, daha az tepki veriyor. Yine, yeni bir güne başladım ve 3054 sokaktan geçiyorum, önüme baktım su birikintisi, arkama baktım yine sulu bir durum var. Dikkatli bakınca sorunu çöz-düm. Sanki bahar yağmurlarıyla doyan topraktan çıkan pınar suları gibi büngül-deyerek asfaltın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SABAHLARI genellikle erken kalkarak, serinlikte yürüyorum. Bu eylem biçimi, sağlığıma iyi geliyor. Yaşlılıktan doğan bazı olumsuzluklar, daha az tepki veriyor. Yine, yeni bir güne başladım ve 3054 sokaktan geçiyorum, önüme baktım su birikintisi, arkama baktım yine sulu bir durum var. Dikkatli bakınca sorunu çöz-düm. Sanki bahar yağmurlarıyla doyan topraktan çıkan pınar suları gibi büngül-deyerek asfaltın içinden tertemiz su çıkı-yor. Hem de sokağın üç yerinden.<br />
Mahalle sakinleri İZSU&#8217;ya duyurmuşlardır ama bende bu kanaldan duyurmuş olayım.<br />
Torbalı su şebekesi, 1954 yılında kurul-muş sonra 1989 yılında Ertan Ünver&#8217;in belediye başkanlığı döneminde yenilen-miş. Artık ben dayanamıyorum, beni de-ğiştirin diyor galiba. Belki bu yazı yayın-lanıncaya kadar su kaçakları umarım çö-zülür. Sularımız boş yere akıp gitmez. Aman dikkat!. Sularımız çok değerli, kullanırken tutumlu ve bilinçli olalım.<br />
Belediyenin, Ödemiş tren yolu kenarın-daki su pompalarından çıkan su, yaz kış su kanalını dolduruyor. Su kanalı, suya doy-duğundan kamış ve sazlıktan görülmüyor. Kanal mutlaka temizlenmeli veya başka türlü çaresine bakılmalıdır, diye düşünü-yorum. Neden, bu kadar su akıtılıyor.? Bilmediğimiz teknik bir şey mi var acaba.?<br />
***<br />
Kapitalizmin egemen olduğu toplumlarda, insan türü zalimleşir. Çocuklarını ve to-runlarını düşünmez. İnsanların, işi gücü, ceplerini şişirmektir. Sanki mezara götü-recekler. Çevreyi, doğayı, denizleri, hava-yı ve her tarafı kirlendirirler. Sonra bu duruma iklim de dayanamaz, mevsimler birbirine karışır, KÜRESEL ISINMA ile Küresel Kuraklık kapımızı çalar. BM (Bir-leşmiş Milletler) Raporuna göre, bu yıl (2010) dünyanın en sıcak yılı olacak. Ge-çen yazılarımın birinde 2010 yılının çok yağışlı geçtiğine aldanmayın, yazın yine kavrulacağız, derelerden derman için bir damla su akmayacak demiştim. O günler yavaş yavaş geliyor. Felaket kapıda!..   <br />
ÇEVRECİLER yerkürenin 3 derece ısın-ması ile yaşanacakları söyle özetliyor. ”170 milyon kişi deniz ve okyanus kıyı-sında yaşanacak sellerden mağdur olacak. 550 milyon kişi açlık riskiyle karşı karşıya kalacak. Canlı türlerinin %50&#8242;si yok olacak. Aslında 2 derecelik artış bile bazı ürünlerde azalma, kuraklığa ve sele neden olabilir. ”Kıyamet gibi bir şey ama insan-lar hala çoğu şeyin farkında değiller. An-cak, Fetrek Çayından şırıl şırıl suyun akışını hatırlayanlar, farkı anlayabilecek.<br />
Doğa her zaman olduğu gibi bütün adale-tiyle, kendini bitirmek isteyen insanlardan öcünü alacağa benziyor. Kâğıt paranın, buğdaylar yok olduğunda yendiğini, demir paranın su tükenince, eritilip içildiğini, gören duyan var mı?<br />
Dünyayı bu hale getiren, karbon gazının salınımının yarısından sorumlu ABD VE ÇİN gibi ülkelerdir. Daha çok mal satmak, daha çok savaşmak uğruna dünya insan-lığın elinin altından kayıyor. Artık dünya nüfusunun yarısı kentlerde yaşıyor. Daha geçen yıllarda, yol kenarındaki tabelalar Torbalının nüfusunu 65 bin gösteriyordu. Şimdi 125 bin. Torbalı&#8217;nın köyleri ve okulları boşaldı, insanlar daha iyi bir yaşam için göç etti, sonra ne oldu? Yol-lardaki araçlara bakar mısınız? Alt yapısız gelişen, kentin haline bakın? Kazım Dirik’e ve Mithat Paşa caddelerine bakın? Bir tek ağaç yok ama her taraf beton yığını. Boşnak HASAN Amcanın, cena-zesine katılanlar gördü, trafik rezaletini. Bir on sene sonra ne olur bu Torbalı&#8217;nın hali. Bu mu, kentleşmek ve uygarlaşmak?<br />
Kentlerin havası bozuluyor. Suları kirleni-yor. Hastalıklar çoğalıyor.<br />
Sağlıksız bir toplum yaratılıyor. Doktorların, tüm dünya ülkelerine ve in-sanlığa çağrısı şöyle:<br />
“Acil uzlaşın, tehlike kapıda!..<br />
  “Çevresini hor gören, geleceğini zor görür.”<br />
Çevremizi koruduğumuzda, güzel günler göreceğiz!&#8230;</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/felaket-kapida/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cemevi arsasının yeri neden değişti?</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/cemevi-arsasinin-yeri-neden-degisti/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/cemevi-arsasinin-yeri-neden-degisti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 05:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=13681</guid>
		<description><![CDATA[İNSANLAR, toplumdan aldıkları güçle varolduklarını göstermek için bazen de-mokrasi dışı yollara baş vurabilirler. Ülkemizde Osmanlı&#8217;dan bu yana, uzlaş-ma kültürü gelişmediği için sorunlar, şid-det veya ben bilirim yöntemleriyle çözül-meye çalışılmıştır. Baş koparan padişahlar, kendinden başkasını dinlemeyen yöneti-ciler, kodun mu oturturum diyenler ve emir demiri keser diyenlerle toplum şid-dete bürünür. Bu davranış biçimleri aile yapımıza da işlemiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İNSANLAR, toplumdan aldıkları güçle varolduklarını göstermek için bazen de-mokrasi dışı yollara baş vurabilirler. Ülkemizde Osmanlı&#8217;dan bu yana, uzlaş-ma kültürü gelişmediği için sorunlar, şid-det veya ben bilirim yöntemleriyle çözül-meye çalışılmıştır. Baş koparan padişahlar, kendinden başkasını dinlemeyen yöneti-ciler, kodun mu oturturum diyenler ve emir demiri keser diyenlerle toplum şid-dete bürünür. Bu davranış biçimleri aile yapımıza da işlemiştir. Evin erkeği, her şeyi bilir, her dediği doğrudur. Artık, O&#8217;-nun beyni bireyselleşmiştir. İşte böyle bir ortam da kavgalar, gürültüler ve huzursuz-luklar başlar. “Ben sana bu kızı, buraya vermeyelim demedim mi?” ”Kaç kez söyledim, oyunu yanlış yere atıyorsun, demedim mi?” Kürtlerden komşu olur mu? Alevilerle konuşulur mu? Benzeri yakın-malar çoğalır gider.<br />
Toplumsal sorunlarda, üç aşağı, beş yukarı bu örneklere benzer. Muhatapsız (karşı taraf) çözülmeye çalışan sorunlar birike birike çatışmaya dönüşür. Sözler yerine, silahlar konuşur. Su testisi su yolunda kırılır. Her zaman su testisi su yolunda kırılmayabilir de. Uzlaşma ve barış her türlü kini, silahı çöplüğe gömer. Huzurun anası, uzlaşma ve barıştır.<br />
Torbalı, geçen aylarda çöp olayını yaşadı. Aslında olay, kanayan bir yara gibi ortada. Neden? Hiç kimseyle bu çöp konuşulmadı. Torbalı halkı ve Taşkesik Köyü adam yerine konmadı.<br />
Ben bilirim havasıyla geçiştirildi. Uzlaşma, karşılıklı oturup konuşma ve adam yerine konulmama kültürümüzün ol-mayışından, Kürt, Ermeni, Roman, Alevi ve benzeri sorunlarımızı yıllardır çözemi-yoruz.<br />
Gelelim yazımızın asıl konusuna. Bütün, Torbalı&#8217;da yaşayan herkes biliyor. Sağır sultan bile duydu. Sağ olsunlar, Torbalı Belediyesi, Sadık İleri Bulvarı yakınında ki bir arsayı,<br />
Torbalı Alevi ve Bektaşi Derneğine Cem evi için verdi. Bundan sonrasını, Torbalı Alevi ve Bektaşi Derneği Başkanı Engin Türkdoğan&#8217;dan dinleyelim. “Arsanın üzerine &#8216;Bu arsa Torbalı Belediyesi tara-fından, Alevi, Bektaşi Kültür ve Daya-nışma Derneğine Büyükşehir Belediye-sine Cem Evi yapmak üzere bağışlan-mıştır.&#8217; yazılı tabela dikildi. Arsada kur-ban kesildi. Hak lokması dağıtıldı. Bu lokmayı Belediye Başkanı da yedi. Bu arsa için Meclisten de karar çıktı. Meclisteki üyelerin imzaları ve sözleri nerede kaldı?.. Burada bir dernek var. Bu derneğin üyeleri ve yöneticileri var. Biz neden adam yerine konulmuyoruz? Bir değişiklik yapılacaksa bizimle konu-şulamaz mı? Yangından mal kaçırılır gibi gizlice Cem Evinin yeri neden değiştiriliyor. Sayın Başkan bizi çocuğu gibi azarlıyor.” Daha ne istiyorsunuz? İstediğiniz arsa değil mi? Biz Başkandan sadaka istemiyoruz, bu böyle bilinsin. Kimse kimsenin onuruyla oynamaya hakkı yok. Bu arsada rant söylentisi var. Müteahhitlere bu rant verildi söylentisi var. Bu müteahhitler kimlerdir, ,açıklansın. Biz, Dede Mezarlığına, Cem evi için gitmiyoruz, Sayın Başkana duyuruyoruz” dedi. “Ayrıca Sünni inançlı kardeşle-rimizle hiçbir sorunumuz yok. Bu konuda onlardan da yardım bekliyoruz.”diye ekledi.<br />
Zamanın Ankara valisi, “Memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz.Siz kim oluyorsunuz? demişti, solcu gençlere. Sayın İsmail Uygur da, siz kim oluyorsu-nuz,cem evi için arsa lazımsa, istediğim yerden veririm mi, demek istiyor. Umarım yanılmış oluruz.  Havra Yahudi Tapınağı, Kilise Ermeni ve Hıristiyan tapınağı, Ca-mii Müslüman ibadet yeri ,ne kadar saygı değerse CEM evi de ALEVİLERİN ,saygı değer ibadet yeri olduğu kabullenilmelidir. İlçemizde 50 den fazla camii vardır. Bu camilerdeki din görevlilerin maaşları ver-gilerimizden oluşan ortak bütçeden karşı-lanmıyor mu? Alevilere arsa veriliyorsa sayın başkan kesesinden vermiyor. O da ortak bütçeden karşılanıyor. Dede Mezarlığına Camii yapalım desek,uygun mu?. Elbette uygun değil. Öyleyse Cem evi de uygun değil. İlçemize,gürültüsüz patırtısız birde Cem Evi yapılsa kıyamet mi kopar? Söyler misiniz ,böyle bir ülkeye laik ülke diyebilir misiniz?<br />
Bütün inançlar, kendi ibadet yerlerinde özgürce ibadetlerini yapmalıdır.<br />
Bana benzeyeceksin denilmemelidir. Torbalı ve İBB Başkanları eteğindeki taşları dökmeli Alevi kardeşlerimize verilen sözler tutulmalıdır. Çözüm yolu budur. Muhatap kabullenmek toplumsal bir sevgi ve saygıdır. Barışın ve demokratikleşmenin yolunu açar, dostluk bağları kurar. <br />
“Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek konuya bir insanlık ve tek dile kalmış bir dünya hapı yutmuştur, cehennemden daha beterdir.”(Yaşar KEMAL)</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/cemevi-arsasinin-yeri-neden-degisti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Madımak dünyaca ünlü bir müze olmalıdır</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/madimak-dunyaca-unlu-bir-muze-olmalidir/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/madimak-dunyaca-unlu-bir-muze-olmalidir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 06:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=13421</guid>
		<description><![CDATA[ALMANYA&#8217;NIN Solingen kentinde 29 Mayıs 1993&#8242;debir katliam yaşandı. 5 Türk vatandaşımız ırkçı dazlaklar tarafından evleriyle birlikte yakılarak canlarına kıyıldı. Almanya&#8217;da bu katliam insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edildi. Almanya devleti ve hukuku bu gerçeği görerek, Solingen&#8217;de yaşamını yitirenlerin anısına bir anıt yakılan evleri de müzeye dönüştürüldü. Anıtın üzerine ve eve, “Ey halkım insanlığa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA&#8217;NIN Solingen kentinde 29 Mayıs 1993&#8242;debir katliam yaşandı. 5 Türk vatandaşımız ırkçı dazlaklar tarafından evleriyle birlikte yakılarak canlarına kıyıldı. Almanya&#8217;da bu katliam insanlığa<br />
karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edildi. Almanya devleti ve hukuku bu gerçeği görerek, Solingen&#8217;de<br />
yaşamını yitirenlerin anısına bir anıt yakılan evleri de müzeye dönüştürüldü. Anıtın üzerine ve eve, “Ey halkım insanlığa yaşattığın utancı hatırla” anlamına gelen bir tabela asıldı.<br />
2 Temmuz 1993&#8242;de yani Solingen olayından üç ay sonra Sivas katliamı yaşandı. 35 Aydın insan, Madımak oteliyle beraber radikal dinci gurup tarafından yakıldı. Peki, bizim gelip geçen iktidarlar<br />
ne yaptı? Kebapçı dükkanı yapıldı. Ne güzel değil mi?!. Sonra da çiçekçi oldu. Şimdi de müze olsun mu, olmasın mı? tartışması yapılıyor. Bu yıl devlet ilk kez, bakan düzeyinde anmalara katıldı. Aleviler Madımak&#8217;ın müze olmasını haykırırken, Devlet Bakanı Faruk Çelik “5 katlı bir bina, nasıl müze yapılabilir. Bilmeden konuşuyorlar. Madımak&#8217;ın acısı Türkiye&#8217;nin acısıdır. Bu olayın tarafı olamaz” dedi. Bu olayın elbette tarafı da var, müzesi de yapılacaktır. SOLİNGEN olayından hemen sonra  Almanya Türkiye&#8217;den özür dilemiştir. 17 yıl geçmesine rağmen hiçbir devlet yetkilisi çıkıp da, Alevilerden ve insanlıktan ÖZÜR dilememiştir. Acaba neden?.  <br />
Müzeler, bireylerin ve toplumların geçmişindeki  yaşanan, acı tatlı olayları tanıma ve ibret alma olanağını tanır. Müzeleri gezenler, atalarımız zamanında nasıl böyle insanlık dışı hatalara düşmüşler diye yorum yapabilirler. Elbette güzel örneklerde görebilirler. Bu nedenlerden dolayı müzeler geleceğimize yön veren kurumlarımızdır.<br />
Unesco (Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı) toplantısına katılan Fikri Sağlar şöyle anlatıyor. “O toplantıda, insanlık mirasına sahiplenme antlaşmasını imzaladım. Toplantı yapılan salonun altında Engizisyon da (Katolik dini inançlarına karşı gelenleri yargılayan mahkeme) yapılan işkence aletlerinin sergilendiği “İŞKENCE MÜZESİ” vardı. Maltalılar geçmişlerindeki bu karadönemi sergileyerek insanlıktan özür diliyorlardı.<br />
5 TEMMUZ 2010 Tarihli Büyük Torbalı Gazetesinin 7. sayfasında Torbalı Anadolu Lisesi<br />
Müdürü Sonay Arsal&#8217;ın, Almanya anıları da şöyle: “Bizi Nazi toplama kamplarına götürdüler. Bizi orada<br />
mutlu eden şey 1923 ile 1945 tarihleri arasında çok yakın olmasına rağmen bizi misafir eden heyet<br />
atalarının yaptıkları bu olaylardan dolayı büyük üzüntü duyduklarını, atalarının hata yaptıklarını ve bunu yeni konuşabildiklerini söylediler. Bizi mutlu eden kısmıysa bu insanların şovenizmi ve ırkçılığı<br />
zihinlerinden silmeleri oldu.”<br />
Madımak da müze olduğunda;<br />
MÜZEYİ gezenler de diyecekler ki, atalarımız nasıl olur da insan yakabilirler!<br />
Nasıl olur da, 35 kişi yakıldıktan sonra, “gazanız mübarek olsun” diyebilmişler diye yorumlayacaklardır. İçlerinden birisi de çıkıp, “Bizler Alevilerden ve insanlardan özür diliyoruz”<br />
diyeceklerdir. Yoksa müze yerine alın size gül gibi kütüphane veya çiçekçi dükkanı  denilirse kesinlikle<br />
kabul görmeyecektir. Zaten ülkemizde kitap okuyan yok ki. Kişi başına yılda ½ yani yarım kitap okunuyor.<br />
MADIMAK MÜZE OLMALIDIR!&#8230;.<br />
Geçmişini, hatırlamayanlar, geçmişiyle yüzleşemeyenler, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalacaklardır” (George Santayana)<br />
Bu düzen değişmelidir!..<br />
Not: Nihat Erol&#8217;un (Balıkçı Erol) oğlu Mustafa EROL, Almanya&#8217;da geçirdiği zincirleme bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Genç yaşta ve beklenmedik bir zaman da aramızdan ayrılan Mustafa ailesini ve yakınlarını üzdü. Ailesi ve yakınlarının acılarını paylaşıyor, baş sağlığı diliyorum. Huzur içinde yat, toprağın bol olsun Mustafa.</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/madimak-dunyaca-unlu-bir-muze-olmalidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtlere iş verelim mi? Yoksa&#8230;</title>
		<link>http://buyuktorbali.com/kurtlere-is-verelim-mi-yoksa/</link>
		<comments>http://buyuktorbali.com/kurtlere-is-verelim-mi-yoksa/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 06:06:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buyuktorbali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Hüseyin GÖNCÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://buyuktorbali.com/?p=13147</guid>
		<description><![CDATA[BAŞLIĞI okuyunca, hemen irkilmiş ve bu olamaz deyip kızmış, hatta sinirlenmiş olabilirsiniz. Bu yazıyı sonuna kadar sabırla okuyun, sonra yeniden düşünün, beni haklı bulacaksınız. Giresun&#8217;da bölge valilerinin, toplanıp Karadeniz&#8217;e gelecek Kürt fındık işçilerini uzak tutarak, onların yerine Gürcistan&#8217;dan işçi getirmeyi planladıkları iddiası dillerde şimdi. Bir ülke düşünün ki, işsizlik ve açlıkla boğuşan kendi öz vatandaşlarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BAŞLIĞI okuyunca, hemen irkilmiş ve bu olamaz deyip kızmış, hatta sinirlenmiş olabilirsiniz. Bu yazıyı sonuna kadar sabırla okuyun, sonra yeniden düşünün, beni haklı bulacaksınız.<br />
Giresun&#8217;da bölge valilerinin, toplanıp Karadeniz&#8217;e gelecek Kürt fındık işçilerini uzak tutarak, onların yerine Gürcistan&#8217;dan işçi getirmeyi planladıkları iddiası dillerde şimdi. Bir ülke düşünün ki, işsizlik ve açlıkla boğuşan kendi öz vatandaşlarını kendi ülkelerinin bir bölümüne sokmamayı konuşabilsin. Son günlerdeki yoğunlaşan saldırılar, toprağa verilen gencecik insanlar birçok endişeyi de beraberinde getiriyor. Burası Türkiye ,buna benzer olaylar oluyor.Her saldırı ve ölüm haberleri  birbirimizden ve insanlığımızdan uzaklaştırıyor. Bizim evimizde de askerlik çağında bir evladımız var. Askere çağrılacak diye ödümüz kopuyor. Başka ailelerinde bu kaygıları taşıdığına inanıyorum. Ölmek bu kadar kolay olmamalı. Bir an önce silahlar susmalı, ne dağları nede karakolları bombalamak Kürt sorununu çözmüyor. Binlerce kilometre uzaktan ekmek parası kazanmak için gelen Kürt işçilerine kardeşlik duyguları ile yaklaşılmalı, çadırların dışında daha iyi barınaklar sağlanmalıdır diye düşünüyorum.<br />
Tam da insan sevgisi ile ayrımcılığa karşı olmamız gerektiği bir ortamda bu tür uygulamalar umarım gerçekleşmez, ama yaşama geçirilirse, ülkemizin diğer bölgelerine yansımaz mı? Böyle bir düşünce, Torbalı Atatürk Mahallesindeki Kürt kardeşlerimizi üzmez mi? Yukarıdaki başlığı koymam bu korkularımdan dolayı. Bu gün Kürt işçisi gelmesin diyen kafa yarın bölgeye Kürt öğretmenleri de gelmesin diyemez mi? Korkularım çoğalıyor, Kürtlerle Türklerin arasında geri dönülmez bir ayrışmaya doğru gidiyor. Korkularım çoğalıyor, toplum olarak bir iç savaşa mı sürükleniyoruz? Korkularım çoğalıyor, Kürt sorunu kangren mi oluyor?<br />
Kürt işçilere yönelik ayrımcılığa tepki gösteren Ordu Arıcılar Birliği Başkanı Necati Aydın<br />
“Fındık toplamak için o bölgeden gelecek insanlar küçümsenmesine, hor görülmesine onlara yaptırım uygulanmasına razı değiliz. O gelmesin, bu gelmesin gibi yaklaşımı saçma buluyoruz. Onlar da buraya gelecek, biz de oraya gideceğiz. Onlar bizim kardeşimiz , biz de onların kardeşiyiz” dedi.<br />
1984&#8242;den bu yana başımıza gelenlere bir bakalım: 41.832 insanımızı toprağa verdik. Gözaltında 1251 kişi kayboldu. 345 çocuk öldü.3830 köy yakıldı. İşsizlikle ve yoksullukla kıvranan ülkemizin bu kirli savaşa ödediği bedel  tam 300 milyar dolar. Bu kadar kayıplarımıza rağmen çözebildik mi? İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa ata sözüne uyabildik mi?<br />
“Kutuplarda ayı avcıları buzların içinde jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince, olduğu yere yığılırmış. Böylece, ayı postu delinmediği için iyi para edermiş.<br />
Şimdi o kanın tadını, kendi dilimde hisseder gibiyim. Ayı avını öğrenince anladım ki dilim yıllardır kesikmiş benim. Yıllardır, ben de kendi dilimden akan kanı emip duruyormuşum. Başlarda,<br />
Gücümün tükendiğini, kan kaybettiğimi fark etmiyordum. Ama artık ediyorum. Kanım tükeniyor ne<br />
zamandır. Böyle giderse yere yığılmam ve birilerinin gelip derimi yüzmesi yakındır.” (Dilimdeki kesik,Cezmi Ersöz)<br />
İşte böyle sevgili B.Torbalı okuyucuları. Ülkemizin durumu bu öyküye ne kadar da benziyor. Kan akıtmaya daha ne zamana kadar dayanacağız. Yoksa silah tekellerinin ve Emperyalist devletlerin oyununa gelerek ayı gibi yığılıp kalacak mıyız? Yok öyle yağma deyip, siyasi partilerin yöneticileriyle, devletin yöneticileri ve aydınlarımız bir masaya oturarak, konuşarak demokratik yollardan kürt sorununu çözmek hiç de zor değil. Silahlar susmalı, diller konuşmalı!..<br />
Gün gün ile barışmalı/kardeş kardeş duruşmalı<br />
Koklaşmalı, sözleşmeli/Korke korka yaşamak ne. (H.Hüseyin)<br />
Her türlü sorunun, önündeki sorun, düşünce özgürlüğünün olmayışıdır.<br />
Kürt sorununu barışçıl yollardan çözdüğümüzde, güzel günler göreceğiz.</p>
<!-- PHP 5.x -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://buyuktorbali.com/kurtlere-is-verelim-mi-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
