İNSANLAR, toplumdan aldıkları güçle varolduklarını göstermek için bazen de-mokrasi dışı yollara baş vurabilirler. Ülkemizde Osmanlı’dan bu yana, uzlaş-ma kültürü gelişmediği için sorunlar, şid-det veya ben bilirim yöntemleriyle çözül-meye çalışılmıştır. Baş koparan padişahlar, kendinden başkasını dinlemeyen yöneti-ciler, kodun mu oturturum diyenler ve emir demiri keser diyenlerle toplum şid-dete bürünür. Bu davranış biçimleri aile yapımıza da işlemiştir. Evin erkeği, her şeyi bilir, her dediği doğrudur. Artık, O’-nun beyni bireyselleşmiştir. İşte böyle bir ortam da kavgalar, gürültüler ve huzursuz-luklar başlar. “Ben sana bu kızı, buraya vermeyelim demedim mi?” ”Kaç kez söyledim, oyunu yanlış yere atıyorsun, demedim mi?” Kürtlerden komşu olur mu? Alevilerle konuşulur mu? Benzeri yakın-malar çoğalır gider.
Toplumsal sorunlarda, üç aşağı, beş yukarı bu örneklere benzer. Muhatapsız (karşı taraf) çözülmeye çalışan sorunlar birike birike çatışmaya dönüşür. Sözler yerine, silahlar konuşur. Su testisi su yolunda kırılır. Her zaman su testisi su yolunda kırılmayabilir de. Uzlaşma ve barış her türlü kini, silahı çöplüğe gömer. Huzurun anası, uzlaşma ve barıştır.
Torbalı, geçen aylarda çöp olayını yaşadı. Aslında olay, kanayan bir yara gibi ortada. Neden? Hiç kimseyle bu çöp konuşulmadı. Torbalı halkı ve Taşkesik Köyü adam yerine konmadı.
Ben bilirim havasıyla geçiştirildi. Uzlaşma, karşılıklı oturup konuşma ve adam yerine konulmama kültürümüzün ol-mayışından, Kürt, Ermeni, Roman, Alevi ve benzeri sorunlarımızı yıllardır çözemi-yoruz.
Gelelim yazımızın asıl konusuna. Bütün, Torbalı’da yaşayan herkes biliyor. Sağır sultan bile duydu. Sağ olsunlar, Torbalı Belediyesi, Sadık İleri Bulvarı yakınında ki bir arsayı,
Torbalı Alevi ve Bektaşi Derneğine Cem evi için verdi. Bundan sonrasını, Torbalı Alevi ve Bektaşi Derneği Başkanı Engin Türkdoğan’dan dinleyelim. “Arsanın üzerine ‘Bu arsa Torbalı Belediyesi tara-fından, Alevi, Bektaşi Kültür ve Daya-nışma Derneğine Büyükşehir Belediye-sine Cem Evi yapmak üzere bağışlan-mıştır.’ yazılı tabela dikildi. Arsada kur-ban kesildi. Hak lokması dağıtıldı. Bu lokmayı Belediye Başkanı da yedi. Bu arsa için Meclisten de karar çıktı. Meclisteki üyelerin imzaları ve sözleri nerede kaldı?.. Burada bir dernek var. Bu derneğin üyeleri ve yöneticileri var. Biz neden adam yerine konulmuyoruz? Bir değişiklik yapılacaksa bizimle konu-şulamaz mı? Yangından mal kaçırılır gibi gizlice Cem Evinin yeri neden değiştiriliyor. Sayın Başkan bizi çocuğu gibi azarlıyor.” Daha ne istiyorsunuz? İstediğiniz arsa değil mi? Biz Başkandan sadaka istemiyoruz, bu böyle bilinsin. Kimse kimsenin onuruyla oynamaya hakkı yok. Bu arsada rant söylentisi var. Müteahhitlere bu rant verildi söylentisi var. Bu müteahhitler kimlerdir, ,açıklansın. Biz, Dede Mezarlığına, Cem evi için gitmiyoruz, Sayın Başkana duyuruyoruz” dedi. “Ayrıca Sünni inançlı kardeşle-rimizle hiçbir sorunumuz yok. Bu konuda onlardan da yardım bekliyoruz.”diye ekledi.
Zamanın Ankara valisi, “Memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz.Siz kim oluyorsunuz? demişti, solcu gençlere. Sayın İsmail Uygur da, siz kim oluyorsu-nuz,cem evi için arsa lazımsa, istediğim yerden veririm mi, demek istiyor. Umarım yanılmış oluruz. Havra Yahudi Tapınağı, Kilise Ermeni ve Hıristiyan tapınağı, Ca-mii Müslüman ibadet yeri ,ne kadar saygı değerse CEM evi de ALEVİLERİN ,saygı değer ibadet yeri olduğu kabullenilmelidir. İlçemizde 50 den fazla camii vardır. Bu camilerdeki din görevlilerin maaşları ver-gilerimizden oluşan ortak bütçeden karşı-lanmıyor mu? Alevilere arsa veriliyorsa sayın başkan kesesinden vermiyor. O da ortak bütçeden karşılanıyor. Dede Mezarlığına Camii yapalım desek,uygun mu?. Elbette uygun değil. Öyleyse Cem evi de uygun değil. İlçemize,gürültüsüz patırtısız birde Cem Evi yapılsa kıyamet mi kopar? Söyler misiniz ,böyle bir ülkeye laik ülke diyebilir misiniz?
Bütün inançlar, kendi ibadet yerlerinde özgürce ibadetlerini yapmalıdır.
Bana benzeyeceksin denilmemelidir. Torbalı ve İBB Başkanları eteğindeki taşları dökmeli Alevi kardeşlerimize verilen sözler tutulmalıdır. Çözüm yolu budur. Muhatap kabullenmek toplumsal bir sevgi ve saygıdır. Barışın ve demokratikleşmenin yolunu açar, dostluk bağları kurar.
“Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek konuya bir insanlık ve tek dile kalmış bir dünya hapı yutmuştur, cehennemden daha beterdir.”(Yaşar KEMAL)






















