Ana Sayfa » YAZARLAR » Hasan ÇAKALOĞLU » Dağkızılca Köyü2

Dağkızılca Köyü2

DAĞKIZILCA, Nif Dağı’nın eteğinde, orman ile içiçe bir köyümüz. Köydeki evler Ege mimarisi sivil yapılarının günümüzde yaşayan örnekleri, Karakızlar köyündeki Musta Dayı’nın evi gibi.
Kahvehanelerin bulunduğu yere geliyoruz. Gittiğimiz Topuzlar’ın kahvehanesinde, Torbalı’nın ve köyün eski şoförlerinden Cevdet Kardaş ile karşılaşıyoruz. Yıllarca; Torbalı ve İzmir arasında otobüsü ile yolcu taşımacılığı yapmıştır Kardaş. Otobüsünün önünde “CEVDO” yazıyordu. Cevdet Kardaş’ın küçük kardeşi Hurşit de ağabeyi gibi, taşımacılık yaptı minibüsü ile. Kavaslar’ın Nuri’nin oğulları kendileri. Cevdet Kardaş büyüğümüz; ilerleyen yaşı nedeni ile destek almak zorunda kaldığı bastonuna dayanarak; bu yazıları “Ne amaçla?” hazırladığımı soruyor nezaket ile. Açıklama yapınca, mutlu oluyor ve tebessüm ediyor. Üç defa hacca gittiğini öğrendiğim Cevdet Kardaş, fidan satıyordu kahvehanenin önünde. Çocuklara; sevgi ile fidanların fiyatını söylüyor zaman zaman.
Kahvehanenin içinde oturan bir köylüsünü çağırıyor.1926 doğumlu olduğunu kendisinden öğrendiğimiz Hidayet Cengiz  “Hoşgeldiniz” diyerek masamıza konuk oluyor. Köylerinin; önce belediyelik, belediyelikten nahiyeye, sonra tekrar köy statüsüne döndüğünü açıkladı. Hidayet Cengiz’in kendisi, Karabeyler lakaplı aileden. Konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Cumhuriyetimizin 10.yılında belediye (Dağkızılca) meydanında kutlamalar oldu”. Eski Camii, Yunan zamanından (Yunan işgalinin Ege’de adlandırılışı).
1934 yılında; İzmir Valisi Kazım Dirik, köyün ilkokulunu yaptırdı. Sarı Halil’i (Halil Aşkın) doğrudan polis memurluğuna aldı. Sarı Halil, köyün muhtarı idi. Dağkızılca’nın okulu inşaa halindeki köy okulları içinde, erken tamamlandığı için vali muhtarı ödüllendirdi.”
Hidayet Cengiz, ileri yaşına rağmen, köyün tarihçesini, kendi penceresinden dile getirmeye devam ediyor. Yaşayan tarih Cengiz’e baktığımızda kasketinin altında tebessümü eksik olmayan bir yüz, zekâsının ifadesi bir çift pırıltılı göz görünüyor.
“1957 senesi; 2728 Temmuz, buradan 4 uçak çıktı. Alt üst, geçit birbirlerine manevra yapıyorlardı. Başladı, gökyüzünden parçalar düşmeye. Havada çarpışan uçaklardan ikisi düştü. Kocagöl’e düştü. Vardık biz. Birisi de yukarı düşmüş. Pilotun koltuğunun kayışını kestik, çıkardık. Ağzından köpük gelmiş. Talim uçağı idi. Uçak geldi enkazı aradı, halk toplandı.
” Eskiden beri, orman yangını olur. Kimisi kasten, kimisi kaza ile oluyor”.
” Avcılık vardı, köyümüzde.1950 yılında Nif dağında kaplan vardı. Dağkızılca’da demircinin kayınbabası olan Kemalpaşa’lı. O öldürüyor. Hala yaşıyor kendisi.
” Kurt çok olurdu. Kaplancık Karakuyu tarafında, kışın Yörükler orada konaklıyor. Yazın Afyon yayalarına gidiyorlar. Onlar gidip gelirken; kurtlar, onların arkasından gidip geliyor.
” 1950 yıllarında; Olduruk’ta (DağkızılcaBuca arası) göletin olduğu mıntıka. Hatta bir kuyu vardı, şimdi içeri almışlar. Karacaağaç’ta, kaplan öldürüldü. At üzerinde çocuğu ile giden adama kaplan saldırıyor. Çocuğu öldürüyor. Eskiden tütün köfünleri vardı. Adam onun altına girerek, kurtuluyor.
” Karşımızdaki köy kahvehanesinin; binasını yaptıran kişi, Çömezzade Hüseyin Efendi’dir. Kahvehanede eski yazı var”.
” Keyfi bir adamdı. Dirayetli idi. Kendisi Rusya’da esir kalıyor. Esareti sırasında bir bayram günü ağlıyor. Generalin hanımı “Senin asker ağlıyor” demiş. Bunun üzerine, general onu köyüne yolluyor.
” Çocukluğumuzda; köyümüzün ileri gelenleri, havuzun yanında toplanır, konuşurlardı. Rahmetli Sadık İleri (TBMM. I.dönem milletvekillerinden Gümülcine’li Esat Hoca’nın oğlu)’nin Kardeşi Nuri asker arkadaşımdır.
” Dağkızılca’da görev yapan nahiye müdürlerinin hepsi iyi idi. Karşıyaka (İzmir)’lı Ahmet Bey vardı.
“Ablam Emine Candan’dır”.
Köy kahvehanesindeki bir sade masa geçmişin yol haritası oluyordu nahiyede.