BüyükTorbalı Gazetesi

Demokrasi yorumlaması farklılaştı

20.Y.Y. başlarında Osmanlı Devleti’nin parça-lanma sürecine girmesi ve sonrasında toprakları-mızın işgal edilmesiyle başlayan kurtuluş müca-delesi öz topraklarımızı kurtararak yeni bir devlet doğmuştu. Bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti olarak konulmuştu. Devlet olabilmenin yarattığı temel unsurlarımız bayrak ve marşımız yıllarca bizleri bir arada tuttu ve tutmaya da devam ede-cektir.
Ülkemizde ne zaman bir kargaşa yaşansa veya u-luslar arası bir sorun arifesinde bizleri bir arada tutan bayrak ve marşımızın dolayısıyla toprakla-rımızın kıymetini kat ve kat anlar oluyoruz. Bir anda Çanakkale, Sakarya, İnönü gibi cepheler-de alınan zaferlerle kendimizi özdeşleştiriyoruz. Tabi ki bzle övünmeyi de ihmal etmiyoruz. On-larda guru zaferlere imzasını atan Silahlı Kuv-vetlerimiur duymaya da devam edeceğiz. Hiç şüphe yok ki Türk tarihinde Orta Asya’dan günü-müze kadar Türk kavimlerinin her göç ettiği ve yeni vatan edinmeye çalıştığı topraklar üzerinde askerlerimizin zaferleri kaçınılmaz olmuştur. Halk olarak da askerlerimizin koruması altınday-ken kendimizi güvende hissetmişizdir.
Evet! Türkiye Cumhuriyetinin kolay kurulmadı-ğı, binlerce atalarımızın bağımsızlık uğruna can verdiği her Türk evladının bilincinin bir köşesin-de yatmaktadır. Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte çizilen vatan topraklarımızda birçok dev-letin gözünün olduğunu nezaketen de olsa inkar edilemez. Devlet idaremizin zayıf düştüğü dö-nemlerde paylaşım hesapları raflardan indirile-rek, ülke içinde bulunan taşeronlar marifeti ile uluslar arası platformlara servis edilmeye çalışıl-maktadır. Ülkemizin bulunduğu coğrafi yer iti-bariyle, bazı ülkeler var ki, kedinin ciğere baktığı gibi bakarlar. Ne zaman kasap ciğeri sahipsiz bırakır, kedi ile baş başa bırakırsa vay o ciğerin haline… Bizlere oyun gibi gelebilir. Ancak, haçlı ruhu halen yok olmamıştır. Gerek Osmanlı Dev-leti zamanında Viyana’ya dayanmış olmamız, gerekse Kurtuluş Savaşı zamanında işgalci dev-letlere anlayacakları dilden ders verilmesi nede-niyle onların intikam duygularını yok etmeye yetmemiştir. Günümüzde savaş şekli sadece deği-şime uğramıştır. Buda silah marifeti ile olmasa da, siyasi ve ekonomi ile finansal güçler kullanı-larak işgal yolu seçilmiştir. Bu işgal öncelikle devlet idare sistemini kendilerine bağlılıklarını sağlamakta, her yapılacak icraat öncesinde icazet alınmasını sağlamaktadır. Halen ülke yönetimi-mizde demokrasi anlayışını farklı yorumlayarak, seçilmeden önce dahi süper bir ülkeye giderek i-cazet alınması, en üst makamda bulunduğu süre zarfında aylık, yıllık olmak üzere rapor vermesi veya yön alması maalesef ne kadar bağımsız olduğumuz şüphesini doğuruyor. Tam bağımsız-lık için verdiğimiz tarihi süreçten sonra bu gün öyle bir hale geldi ki, bir çok alanda güçlü ülke-lerin hegemonyası altına girmiş bulunmaktayız.
Türkiye’de demokrasi farklılaşmıştır. Aslında demokrasi anlayışı, halkın kendi kendini yönetti-ği bir yönetim şeklidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasamızın 2. maddesinde “Türkiye Cumhu-riyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Dev-letidir.” İfadesi yer almaktadır. Bu ifade Cumhu-riyetimizin Demokratik devlet niteliğini açıkla-maktadır. Demokratik Devlet kavramının içinde; demokrasi idealini yaşayan, bu idealin gerekleri-ni yerine getiren bir anlayış bir yönetim şekli yat-maktadır. Peki, Türkiye’de bu Demokrasi anlayı-şına ulaşabilme azim ve kararlılığı olduğunu ve-ya Devletin başında olanların Demokrasiyi tama-men oturtma ve yaşatma samimiyetlerinin dere-cesi acaba hangi düzeyde? Demokrasi anlayışı içinde, kamuoyu açık hale getirilmeli ve her fikir özgürce tartışılmalıdır. Zararlıyı veya kötü unsurları ayıklamak kamuoyunun hakkıdır. İk-tidar sahipleri, kendilerini kamuoyunun yerine koyarak doğruyu veya yanlışı tek başına belirle-yemez. Öncelikle Demokratik yönetimlerde gü-ven hakim olmalıdır. İnsanlar kendilerini huzur ve güven içersinde hissetmelidir. Demokraside iktidar sahipleri halktan kopmamalı ve menfaat gruplarının oyuncağı olmaması çok önemlidir. Ülkemizdeki yönetimin sağlıklı ve beğenilir ol-ması menfaat grupları üzerine değil halkın vic-danında iyi bir yer tutmasıyla mümkündür.
Halkın kısmen de yok sayıldığı veya kamu vic-danının kulak arkası edildiği bir yönetim anla-yışında Demokrasiden söz edilemez. Bu gün ül-kemizde başta yürütmenin başı olmak üzere bir çok yürütme organının günübirlik gerginlik poli-tikaları sayesinde Anayasal kurumlarla çatışmaya girilmiş ve yönetim anlayışı demokrasinin temel unsurlarından uzaklaşmaktadır. İnsanlar yarınla-rına baktığı zaman kendisini güvende hissetme-mektedir. Artık bir takın menfaat grupları kendi fikirleri doğrultusunda yarattığı yasama yürütme ve yargı anlayışını geliştirmekte, işlerine geldiği şekliyle sonuca gitmeye çalışmaktadırlar.
Sonuç olarak, son yıllarda ülkemizde Demokra-siye uygulama alanlarında mum ışığıyla arıyor, belirli zümrelere tanınan hak ve menfaatler ya-nında halk demokrasi anlayışının dışına itilmek-tedir. Bazı dış siyasi mihrakların ülkemizi silahla işgal yerine öncelikle Anayasada yer alan devleti-mizi oluşturan temel unsurlara göz dikilmiştir. Yürütmenin başını oluşturanların yasamayı işgal, yargıya etki çabaları maalesef Cumhuri-yetimize vurulan bir darbedir. Saygılar sunarım.

Etiketler:,
Okunma Sayısı: 36 | Yazdır Yazdır |
mytorbali.com
Translator