HAYVANLAR alemine daldık gidiyoruz. Deli dana hastalığı, Kuş gribi, kene ısırması falan derken son olarak domuz gribi ile karşı karşıya geldik Müslümanların yoğun olduğu bu topraklarda ne domuza ne de onun gribine sıcak bakılır. Hatta hazmetmediğimiz adama ‘domuz gibi’ bile deriz. İnsanın sevmediği ot dibinde bitermiş ya bu da öyle oldu. Domuz adı geçtiğinde bile ‘tövbe tövbe’ diyen yurdum insanı şimdi domuz gribinden korunmaya çalışıyor. Nasıl korunacağımızı da bilmiyoruz ki. Balık gribi, tavuk gribi, kuş gribi, inek gribi olsam anlayacağım da neden domuz? Kaç kişi hayatında domuz görmüştür ki? Belgesellerde gördüğümüz hayvanın gribinden korunmak da hayli güç olsa gerek.
Kafamın almadığı bir diğer konu da neden bu tür hayvan hastalıklarının son yıllarda türediği. Her yıl bir hayvanı dilimize doluyoruz. Onun hastalığı ile yatıp kalkıyoruz. Eskiden de vardı domuz, kuş, kene, dana ama hiç gribini duymuyorduk. Hatta eskiden insanoğlu hayvan ile daha çok haşır neşir oluyordu. Şimdiki gençler eşeği görse yarış atı sanır ama eskiden hayvancılık baş tacı idi. Hayvancılıkla uğraşanlar çoktu. Analarımız, bacılarımız hayvan damlarından çıkmazdı. İnek sağmayı bilmeyen kız kesin evde kalırdı. At binmeyi bilmeyene, öküz ile çit sürmeye kız verilmezdi. Hayvanlarımıza ‘Sarıkız, Ceylan, Deli oğlan’ diye isim takardık ama onlardan hastalık kapacağımız aklımızın ucundan geçmezdi. Daha çok aman hasta olmasınlar diye tedbir alırdık. Gün oldu, devran döndü hayvanları kabusumuz oldu. Hayvancıları suçlasak olmaz. Kime çatacağımızı da bilmiyoruz. Gelecek yıl hangi hayvana sıra gelecek acaba?
Köşeyi Hanım’a kaptırdım
SEVGİLİ okurlarım sonunda bu da oldu… Başta emekli bir lise müdürü Sami bey olmak üzere birçok taliplisinin olduğu köşemi eşim Atike Günaydın’a kaptırdım. Kendisi önceki gün Karakuyu İlköğretim Okulu’nun kermesine katıldı. Bizim muhabirler de görüntülemiş. Buraya kadar her şey normal. Ben yazımı yazmış olmanın verdiği keyifle evimde dinlenirken telefon çaldı. Gazeteden arıyorlar. ‘Hüseyin Bey, eşiniz Atike Hanım bir kermese katılmış.’ ‘Evet katıldı, haberim var, ne olmuş’ dedim. ‘Arkadaşlar çok güzel resimler çekmişler. Arka sayfada yerimiz kısıtlı biliyorsunuz. Müsaade ederseniz sizin köşenizde o resime yer vermek istiyoruz..’ Konuşma aynen böyle.. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal.. ‘Hayır ne münasebet, ben günlük yazıyorum. Yarın okuyucularım neden yazmadığımı sorarsa ne cevap vereceğim’ desem Hanım’la papaz olacağız. ‘Tamam efendim ne demek. Ben centilmen bir erkeğim. Hanımlara öncelik’ desem günlerden Perşembe. Dışarıdan gelen pazarcılar fanatik olmuş, yazıları takip ediyor. Uzun lafın kısası köşeyi hanıma kaptırdım. Başka çarem mi var? Gündüz dışarıda ne kadar iltifat alırsam alayım, yazılardan dolayı ne kadar tebrik alırsam alayım akşam mecbur eve gideceğim. Bir günlük ara vermem tamamen özel sebeplerden yani. Köşemi boş görünce, meydanı da boş bulanlara duyurulur: Buradayım, burada olacağım. Allah’a emanet olun.





































