Büyük Torbalı Gazetesi

Fotokopi çekilir

ali-haner-22. Mahmut dönemine bağlanan bir Osmanlı fıkrası vardır. Adamın biri, yere diktiği bir çu-valdızın deliğinden, uzaktan fırlatıp attığı iğ-neleri geçiriyormuş.
Padişah da duyup, merak etmiş bu hünerli adamı; görmek istemiş çuvaldızın deliğinden iğneleri nasıl geçirdiğini…
Adamın akıl almaz başarısını izledikten sonra da emir vermiş:
- Kendisine 40 altın verile, 40 da sopa vurula…
Adamın hünerini ödüllendiriyor, kimsenin işine yaramayan bir gösteriyle uğraştığı için  de, kendisini cezalandırıyormuş.
Türkiye günlerdir AKP’yi ve Fethullah Gülen’i bitirmek için hazırlandığı iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nı konuşuyor, tartışıyor. Eylem planına konu olan belgenin aslı yok sadece bir fotokopi.
Hayali bir kağıt parçası yüzünden, bir ayımız heba oldu. Daha ne kadar süreceği de belli değil. Üstelik yedi düvel’e bir fotokopi yüzünden rezil kepaze olmamız da cabası.
İşin başından beri hukukçular, bu belgenin “fos” olduğunu söylemişlerdi.  Kanun kitapları, fotokopinin aslı olmadan delil kabul edilemeyeceğini yazıp duruyor.
Hukukçular ise “Aslı olmayan bu fotokopi bir işe yaramaz” dedi durdu.
Askeri savcı da “Böyle boş işlerle beni uğraştırmayın, kim bunu ortalığa döktüyse o temizlesin” diye karar verdi.
Ortada bir bardak su bile yokken koparılan bu fırtına niye? Çünkü o fırtına  baştaki siyasetçilerin işine geliyor.
Cambaza bak cambaza…
Ülkemizin gerçek sorunları dururken kamuo-yunun dikkatini başka tarafa çekmek. Böylece sorunların üzerini örtmek.
Üreticinin buğdayının 38-40 kuruştan 3-4 aylık çeklerle elinden nasıl alındığını konuşan var mı?
Sütün kilosunun 50 kuruştan toplanıldığını konuşan var mı?
Zeytinyağının kilosunun 3,5 TL’den çiftçinin elinden alındığını konuşan var mı? Yok!…
Peki ne konuşuluyor bu ülkede? Fotokopi!…
Sorunları örtmenin yanısıra tabii bir de askeri yıpratmak da var.
Alın size bir koltukta iki karpuz.
Günümüzde bir ilkokul öğrencisinin dahi kolayca hazırlayabileceği bir fotokopi ile bu ülke bölünebiliyorsa, birleştirilebiliyorsa, darbe yapılabiliyorsa, demokrasi ortadan kaldırılabiliyorsa, işin daha kötüsü halkımız da bunlara inanıyorsa, bizim işimiz çok zor.
Ama siyasetçinin işi kolay. Yarın öbür gün bir “fotokopi belge” daha sürerler piyasaya. Enerjimizi, potansiyelimizi, gücümüzü, dikkatimizi kilitleriz o belgeye. Ve biz yine gireriz birbirimize.
Peki kim kazanıyor? Türkiye mi? Devletin kurumları mı?
Çiftçi, köylü, üretici, işçi mi?
Zannetmiyorum…
Ama çok şey kaybettikleri belli.
Neyse biraz da tebessüm edelim.
Ağzı burnu eski Mısır Mumyaları gibi sargılar içinde olan Temel Reis, yattığı yatakta  gözleri, kaşları ve çıkardığı boğuk seslerle bir şeyler istiyormuş.
Yatağın çevresinde toplanan arkadaşlar, bir türlü çözemiyorlarmış Temel Reis’in ne istediğini…                       
Yatakta sargılar içindeki Temel’in çıkardığı boğuk sesler:
 - Ay…  Ih…  Çe…  Ça…  Çay…
Arkadaşlarından biri:
- Uy uşaklar, demiş; çay istiyor bizim Temel…
Hemen bir çay demlemişler.
Demlenmesine demlenmiş çay ama, ağzı burnu sarılı Temel’e nasıl içirecekler?
Şöyle yapalım, böyle yapalım; derken birinin aklına çayı, Temel’in kıçından vermek gelmiş.
Ve başlamışlar  büyük bir puvara doldurdukları çayı, Temel’in kıçından vermeye.
Ancak Temel, bu kez daha keskin sesler çıkarmaya başlamış.
- Ha bir şeyler diyor da… Uy Temel, çok mu sıcaktır çay da?
Temel başıyla hayır işareti yapıyormuş.
- Ha, demi mi azdır da?
Temel yine başıyla hayır işareti yapıyormuş.
Yatağın çevresindekilerden biri, azıcık arala-yıvermiş Temel’in ağzındaki
sargıları:
- Söyle da, ne istediğini?
Temel, yorgun bir sesle:
- Şekerü az şekerü, demiş.
Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın.

Etiketler:

Reklam

Powered by PROTEK Teknoloji