GÜNÜN şartlarına uyum sağlayamayan top-lumların, kültürlerin ve siyasi düşüncelerin a-yakta kalmaları mümkün değildir. Bu alanlarda da bir evrimleşme vardır. Düşünce çağa ayak uydurmalıdır. Bu anlamda; sol ve sosyal düşün-celerin temelinde değişim ve dönüşüm vardır. Çünkü diyalektik olarak; “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” ilkesi ışığında yürü-mektedirler. Solun sağ düşünceler karşısında en büyük avantajı da budur. Sol düşünce; yaşadığı çağa uyum sağlarken o çağı ve toplumu olumlu yönde değiştirip dönüştürme iddiasındadır.
İnsanın aklına şu soru geliyor. Ekonomik, sos-yal, siyasal ve kültürel olarak bu kadar çok so-runun yaşandığı ülkemizde sol otuz-otuz beş yıldır niçin iktidar olamıyor? Suç yine sol partilerin kendilerinde aranmalı diye düşünü-yorum..
Ülkemiz sol siyasetinde CHP önemli bir parti, Cumhuriyetimizi kuran, Cumhuriyet çınarının kök salmasını sağlayan, bugünlerimizi borçlu olduğumuz köklü, erdemlerle donatılmış bir siyasal kurumdur. Ana muhalefet partisidir. CHP emek eksenli politikalar ürettiği sürece, e-meği en kutsal değer olarak gördüğü müddetçe gelişmiştir. “Emek en yüce değerdir.” vb. söy-lemleri geçmişte de siyasal bir çekim merkezi olmasının en önemli nedenlerindendir. Siyaset-te oy alma uğruna partinin ana ilkelerinden ta-viz vermek geçici başarıları sağlasa da kalıcı olmaz.. Başkalarının parti ilkesi olarak sahip-lendiği düşüncelerden oy almaya çalışmak, başkasının tarlasından “başaklama yapmak” gibi bir şey. CHP emek eksenli siyasete tutun-maya devam etmelidir. Bu anlamda ilkeli duruş ve söylemleri hem emekçilere hem de kitlelere güven verir. İktidarın karşısında köklü çözüm-ler üretmek muhalefetin görevidir. Bu anlamda TEKEL işçilerinin onurlu direnişlerinin yanın-da duran CHP ve sol puan kazanmıştır. Yerel-lerde CHP ve sol puan kazanmıştır. Yerellerde CHP’nin aynı tavrı gösterdiğini söyleyeme-ceğiğim.
***
Aziz Kocaoğlu’nun 11 Mart günü; Türkiye Be-lediyeler Birliği ve Kıyı Ege Belediyeler Birli-ğince düzenlenen üç günlük “Belediye mevzu-atı” toplantısında yaptığı konuşmayı gazeteler-den okuyunca üzüldüm…
Belediyelerin personel giderleriyle “kilitlen-diğini” ifade eden Kocaoğlu şöyle konuşmuş: “Belediyelerin, belediye başkanlarının popülist davrandığı gerçektir. Ama, il belediyelerinin bu gelirle işin içinden çıkması zor. Belediyeler, pa-ra verilirken istihdam ve politika çiftliği olarak kullanılmamalı… Belediyelerde giderek yöne-tilemez hale gelen bir husus var. Emek ve işteki çifte hata 8-10 standart. Belediye şirketlerinde sendikalaşarak, aynı işi yapan ama 3-4-5-6 mis-li ücret alan işçi var. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde aynı işi yapandan birine 600, birine 3 bin lira verilmez. Belediyelerin bu yükü çek-mesi mümkün değil” demiş. Ve şöyle sürdür-müş sözlerini: “Taşeron uygulaması bence utanılacak bir olaydır… Ben ilk günden beri taşeronlaşmaya karşıyım ama beni engelle-yen, ayağıma pranga vuran sendikalardır. 2000 (iki bin) e yakın taşeron işçisini beledi-yeye aldım, pişmanım. Ücretler arasında 6 misli fark olmaz. Tabanı gibi tavanı da belirlenmeli yoksa belediye gelirleri yasası çıkarılsa da aynı noktaya gelinir.” demiş.
Kocaoğlu hem nalına hem mıhına vurmuş. Aslında sosyal demokrat bir başkan olarak Türk İş’in belirlediği açlık sınırı (27.01.2010 tarihinde) dört kişilik aile üzerinden 812 TL. Yoksulluk sınırı da 2.644 TL bunu önermeliy-di.. Sendikaları suçlayıcı bir söylem sosyal de-mokratlara yakışmıyor… Hoş! İlçemizde de ay-nı durumu yaşamadık mı? 140 a yakın çalışa-nın sendikalı diye işten çıkarıp, üç yıl sonra yi-ne sendika kuran ve davul çaldıran ilk başkan bizim başkanımızdır sanırım. Gerçi Karşı-yaka’da da Cevat Durak benzer bir durumu yaşatmadı mı?
1980 öncesi Gültepe’de belediye başkanlığı ya-pan Aydın Erten geldi aklıma. Genç yaşta be-yin tümöründen yitirdiğimiz… Ziyaretine git-miştik. Grev vardı.. Üzerinde grev gözcüsü ön-lüğü olan bir işçi çay getirince “siz grevde de-ğil misiniz? Niçin hizmet ediyorsun?” dediğinde gülüşmüştük.
CHP emek eksenli siyaset üretmeli.. AKP nin taşeronlaştırma, özelleştirme çabalarına karşı tavrını yerellerde yaşama geçirmelidir, sendi-kalarla işçisiyle barışık olmalıdır, diye düşünü-yorum! Yanılıyor muyum? Hem nalına hem mıhına vurarak siyaset yapılmaz… İlkeli olmak gerek… Yoksa Lazoğlu fıkrası gibi olur. İbrahim İstanbul’dan gelmiş. Kahvede Temel’i görünce sormuş: “Nasılsın Temel ne yapaysun da!” deyince Temel: “Ne edeyuk İbrahim abi. Ne furiyuk ve furiluyuk, yaşıyuk işte! Sol da sosyal demokratlarda bu durumda yaşıyuk işte!” Sol da sosyal demokratlarda bu durumda yaşıyorlar, varlar işte. Geçmişten günümüze örnekleri çoğaltmak mümkün… Hoşça kalın..





































