Yalova’ya doğru seyahat ederken Gemlik girişinde, Orhan Veli’nin 1942 yılında yazdığı üç mısralık şiirin bulunduğu yol kenarındaki tabela mutlaka dikkatinizi çekmiştir.
“Gemlik’e doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.”
Orhan Veli, Sakar Geçidi’ni görseydi, sanıyorum şu mısraları mırıldanırdı: “Virajı dönünce Gökova’yı, denizi göreceksin. Sakın şaşırma!”
Batı Torosların Ege Denizi’yle buluştuğu yerdeki Gökova Körfezi, 670 rakımlı tepeden muhteşem görünüyor. Deniz, dere, dağ, orman, ova burada büyüleyici bir kompozisyon oluşturmuş. Güzergâhımızda olmadığı hâlde otobüsümüzün kaptanı bizi Akyaka’ya indirdi. Mimari yönden harika ahşap evler, gerçekten çok şirin. Azmak Çayı, âdeta bir kuş cenneti. Soğuk suyu ile Akyaka’yı, Gökova’yı serinletiyor. Okaliptüs ağaçları, muhteşem. Yetişkin bir okaliptüs ağacı, yılda 250 ton temiz su içiyormuş. Yer altı sularının düşmanı olan bu ağaç, aslında bataklık ağacı. Kinin ilacının bilinmediği yıllarda sıtma hastalığı, bu ağacın yapraklarıyla tedavi edilirmiş. Sıtma hastalığı, bataklıkta (sivrisinekler vasıtasıyla) oluşuyor, aynı ortamda yetişen okaliptüs yaprağı ile tedavi ediliyor. Hüseyin Kırkar Hoca’m bu ilginç tabloya “kainat kitabı” diyor. “İyi okumak lazım. Tefekkür etmek lazım.” diyor. Görüşlerine yürekten katılıyoruz. Gerçekten tabiatta muazzam bir düzen var.
Bir grup eğitimci arkadaşımızla Göcek’e gidiyoruz. Göcek, tarihi Likya uygarlığına kadar uzanan bir belde. Dört bine yakın nüfusu var. 80’li yıllardan itibaren bir turizm beldesi hâline gelmiş. 2006 yılında tamamlanan 980 metre uzunluğundaki Göcek Tüneli açılınca uluslararası havaalanının bulunduğu Dalaman’la Göcek arası kısalmış, 22 km olmuş. Burada ormanla deniz iç içe. Dağlar yemyeşil bitki örtüsüyle kaplı. Yeşilin her tonu var. Günlük ağaçları hemen ilgimizi çekiyor. Dünya üzerinde sadece Türkiye’de yetişen; ülkemizde de sadece Köyceğiz’de, Fethiye Körfezi’nde yetişen bu ağaçlardan “sığla yağı” üretiliyor. Sığla yağı, eczacılıkta ve parfümeri sanayiinde kullanılıyor. En çok Fransa’ya ihraç ediliyormuş. Hoparlörün sesi çoğalttığı gibi sığla yağı da kokuyu çoğaltıyor. Mesela beş litre sığla yağına bir gram konsantre gül yağı damlatıldığında beş litre gül yağı elde ediliyor. Bu ağacın kabukları, kor hâlindeki ateşin üzerine serpiliyor, kutsal günlerde, manevi bir atmosfer oluşturmak için buhur (tütsü) yapılıyor. Bu yüzden bu ağaçlara “buhur ağacı” da deniliyor. Doğal bir botanik bahçesi olan ülkemizde, doğal ortamda yetişen günlük ağaçlarının boyu 20-30 metreye kadar uzayabiliyor. Bu ağaçlar, İtalya’da seralarda yetiştiriliyormuş.
Konu ağaç olunca ülkemizde sadece Torbalı’da bulunan Ulu Hakan Sultan Abdülhamit Han’ın hatırası “mantar meşesi” ağaçlarını da unutmamak gerekiyor. Postane bahçesinde bulunan İspanya Kralı’nın 1879 yılında Abdülhamit’e hediye ettiği ve maalesef biri kurumuş olan bu ağaçlardan hiç olmazsa diğeri koruma altına alınabilir ve bir tablo hâlinde ziyaretçilere bu ağaç hakkında açıklayıcı bilgiler verilebilir.
Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de yaşayan bir öğrencim “ Hocam, Kuzey Kutbu’na yakın olduğu için burada, bazen geceler yirmi saatten uzun sürüyor. Bazı ağaçlar, göğe doğru uzayıp giden seralarda, suni ışıklandırmalarla yetiştiriliyor. İnsanlar, sera içinde gelişen ağaçların altındaki kafelerde oturuyorlar.” demişti.
Teknemiz Marina’dan hareket ediyor, mavi yolculuk başlıyor. Körfez’deki adaların en büyüğü olan Tersane Adası’nı ziyaret ediyoruz. Mübadele sonrasında boşaltılmış eski Rum yerleşiminin kalıntılarının da bulunduğu Ada’da, bir tersane ve gözetleme kulesi var. Hamam Koyu (Kleopatra)’nda, yemek molası veriyoruz. İskelenin hemen yanı başında, bir bölümü sular altında kalmış Bizans Manastırı kalıntıları dikkatimizi çekiyor. Bir rivayete göre Kleopatra burada saçlarını yıkarmış.
Tersane Adası’nın kuzeybatısında yer alan Taşyaka Koyu, ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ve arkadaşlarının 1970’li yıllarda ziyaret ederek hayran kaldığı ve bu seyahat esnasında bir kaya üzerine yaptığı balık resmi nedeniyle “Bedri Rahmi Koyu” diye anılıyor. Kuzeyde, kayalıklara oyulmuş kaya mezarları oldukça ilginç. 12 Adalar, yarımadalar, koylar… Her şey çok güzel.
Anadolu’muz, uygarlıkların beşiği… Anadolu’muz, botanik bahçesi, bir tabiat harikası… Mavi ile yeşilin kucaklaştığı, dağlarla denizin buluştuğu bu harika beldeyi gezip görmek, yeryüzünde sadece bu bölgeye bahşedilmiş günlük ormanlarının hoş kokularını teneffüs etmek lazım. Sakar’da denizi göreceksiniz. Sakın şaşırmayın!









































