ÇOCUKLUĞUMDA çok etkilendiğim şeylerden biriydi Gırgır dergisi. Muhteşem bir yazar çizer ekibi vardı. Onları çok severdim. Şu an yine bu dergi var mı bilmiyorum. Ama en ustaları Oğuz ve Tekin Aral rahmetli oldu. Hepsi başlı başına âdeta birer usta bu isimlerin eserlerini okumak ne kadar hoştu.
Onlara bu hoşluğu veren anlatılmak istenen şeyin en etkili yöntemlerden biriyle okura sunulmasıy-dı. O yöntem-gülerken düşündürmek-yöntemiy-di. Şimdilerde bu iş genellikle, sadece güldürmek adına yapılıyor. Düşündürmek ne yazık ki yok. Güldürmek içinde fikir üretmek vizyondan kalk-mış durumda. Zira üretmek genellikle zor oluyor. Güldürmek için bilinen en kısa yol ise bel altı esprileri yapmak veya küfür, argo sloganlarını kullanmak.
Gülerken düşündürmek başka sanatsal yöntemler-le de yapılıyor tabi ki. Tiyatro, talk show, vs gibi. Ama bu şekilde kalıcı bir yapı taşıyabilmesi ise karikatür veya çizgi roman dediğimiz türlerle daha bir ayağı yere oturur şekle bürünüyor diye düşünüyorum.
Hem sonra bu şekil yani kâğıda dökülmüş olması bizim gibi sağlamcı milletleri daha bir etkiliyor olsa gerek. Eskiden de şimdi olduğu gibi bu tip dergilerde en büyük malzemeler siyasiler olur, onlara atıf yapılırdı. Belki bu durum eskiden daha bile fazla olabilirdi denilebilir.. Bu taşlamaların bile ama mutlaka bir edebi bulunur, bir bel altı saygısızlığı yapılmamaya dikkate şayanlığı okunurdu karikatürde.
Şimdiler de o eski sayıları bulabilmeyi ne kadar çok isterim. Hatta bu sayılarda ki esprilerin veya taşlamaların kişiler-siyasiler değişmiş olsa bile günümüzün olaylarına bile çok fazla fayda vere-ceğini ışık tutacağını bile düşünüyorum ben.
En basitinden siyasilere söylenilen sözlerin aşağı yukarı aynı sözler olduğu,tartışılan sorunların aynı sorunlar teşkil ettiği yani bu anlamda olaysal bazda pek fazla bir değişikliğin bulunmadığı çok rahatlıkla söylenebilir her halde. Bu mutlaka yazar çizerin suçu değil. Bu dergilerin suçu değil. Ben onlardan bahsederken şu anda aklıma gelen bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Yıllar geçse de karikatürlere konu olan olayların genellikle pek fazla değişmediğinden dem vuruyorum. Aksine olayları yönlendirenlerin aynı olayları çevirip çevirip karşımıza çıkarmasından bahsediyorum anlaşılacağı şekliyle..
HEP AYNI OYUNCAK KARŞIMIZDA
KISACASI kamuoyu hep aynı konularla yıllardır aynı şekil ve tarzla meşgul ediliyor apaçık.
Hani yıllardır bize – ‘Efendim biz gelişmekte olan bir ülkeyiz, bizim maddi durumumuz işte ortanın ortası misal, biz haddimizi bilelim, o ho! Şu ülke-ler şöyle gelişmiş, böyle gelişmiş, efendim, biz aç-lık sınırının altında yaşıyoruz, ekonomik anlamda şöyle kötüyüz böyle kötüyüz dendiği gibi.’-
Veya size belki ters gelecek ama yine bize yıllar-dır söylenilen ve hatta dikte ettirilen şekliyle yu-karıda söylenilenlerin tam tersi olarak ‘-Biz şöyle büyüğüz, böyle güçlüyüz,bizden şunlar korkuyor, bizim yer altı yer üstü zenginliğimiz şöyle çok şöyle muhteşem de, bizi bize bıraksalar şunları yaparız bunları ederiz ne kadar gelişir büyürüz de’ – dendiği misal.
Aslında iki karşı fikrin, farklı gibi gözükse de ay-nı kişiler tarafından bizi başka amaçlar için söyle-nilen bu sözler gibi hani ne zaman memleket tam kendine gelmeye başlar da birden sanki aniden çıkıyormuş ve bir yerlerden işaretle oluyormuş gibi karşımıza – ‘Vay efendim memlekette işkence yapılıyor, sistemli bir işkence oluyor devlet buna göz yumuyor, hatta devlet yapıyor, özgürlük im-kanları sınırlanıyor şeklinde ki çıkışlar gibi.
Yine aynı şekilde tam ülkede ki ekonomik gös-tergeler olumlu haneleri gösterir, ülke bir maddi manevi kalkınma pozisyonuna girer, milletimiz hak ettiği barışı kardeşliği hoşgörüyü yakalar da birden bakarsınız Allah Korusun önemli bir kişilik bir suikaste kurban gider böylece gruplar arası yakınlaşma son bulur birileri nedense olayın hukuki aydınlanmasına fırsat vermeden şunlar yaptı diye haksız hedef gösterir ve ortalık karışır ya aynen onun gibi.
OYUNCAĞIN SONU MU GELDİ
EĞİTİM seviyesinin yükselmesi bir toplumun olmazsa olmazı. Bu konudaki göstergelerin artması ile birlikte olayları inceleyip irdeleyebilen insanların da artacağı malum. Her toplumun elbette ki yönlendirilebileceği konular vardır. Bu durum sadece eğitimle de alakalı değil. Örneğin gelişmiş olduğu söylenilen toplumlarda yönlendirme imkanı belki de bizden çok daha farklı boyutlar da çok daha kolay olabilir.
Ama bizim gibi geçmişinde çok güzel izler bırakmış, büyük işlere imza atmış ve halen de güzellik adına bir şeyler yapma derdinde olan asil bir milletin eğitim seviyesinin artması bu tip yönlendirmelerden diğer ülkelere nazaran daha az etkileneceğini bize gösteriyor. Yönlendirme niyeti olanlara artık başka alternatif yöntemler bulması gerektiğini söylesek bile bu yönlendirmenin artık çok daha fazla kolay olmayacağını da hatırlatmak isteriz.
Zira artık kamuoyununa tabi olan değil kamuoyunu oluşturmaya çabalayan bir milletle karşı karşıya olduklarını bilmeliler.






















