İNSAN hadd-i zatında bir yolcudur. Yolculuğu ise ta ruhlar âleminden başlamıştır. Oradan dünyaya, dünyadan dünyadan da âhirete git-mektedir. Yani şu ortaya çıkmakta: “Allah’tan geldik yine O’ na döneceğiz.” (Bakara; 154) İstesek de istemesek de. Fakat mühim olan Allah’a dönmek değil; önemli olan vazifemizi yapmış olarak dönmektir.
“Kimi yüzlerin kararacağı, kimi yüzlerin de nurlanacağı o günde, yüzleri kara çıkanlara inandıktan sonra inkâr ettiniz öyle mi? O halde nankörlük etmenin cezası olarak azabı tadın denilecek.
“Fakat yüzleri ak olanlar Allah’ın rahmeti içinde olacaklar ve sonsuza dek orada kalacak-lardır.”(Al-i İmran; 106) buyuruyor. İşte bize düşen yüzü ak olabilmektir. Yani, sahabenin söylediği: “Rab olarak Allah’tan, din olarak İs-lam’dan, Nebi olarak da Hz. Muhammed’den (sas) razı olduk.”(Al-i İmran; 107) sözleri ve imanı içerisinde hayatımıza geçirirsek, alnımız açık, yüzümüz ak olarak Allah’a döneceğiz inşallah.
Yolculuğumuz süratlice devam etmektedir, fakat biz hâlâ dünyevî meşgalelerle uğraşmak-tayız. Hayatımızın, hep bu dünyada geçmeye-ceğini hatırlamak, bizi gafletten uyandırmak için, bize önemli gün ve geceler ihsan ediyor.
Bizim nazarlarımızı semavî âleme ve âhirete çekiyor. Çünkü Allah’a giderken Allah’a bak-mak lazımdır. Efendimiz (sas) miractan dönüp, vakayı Ebu Cehil’e anlatmış, fakat O, kahka-halarla cevap vermiştir. Hadi öyleyse bana Mescid-i Aksayı anlat, dedi. Efendimiz ise, bir an hatırlayamadı. Çünkü Peygamberin gözü kaymadı, şaşmadı, aşmadı da.”(Necm; 17) ifadesiyle nazarı sürekli Allah’a müteveccih idi.
Gözü başka bir şey görmüyordu. İşte bunun gibi, bizim nazarımızda sürekli Allah’a müteveccih olmalı.
Bu mübarek aylarda nazarınızın daima Allah’a olması en büyük duamdır.






















