AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi aile içi şiddete maruz kalan bir Türk hanımın şikaye-tini karara bağladı.
“Suçlu Türkiye Cumhuriyeti.”
“Ödenecek tazminat 30.00 Euro.”
Alıştık bu türden haberleri duymaya. Ödeyin gitsin. Ancak bu kararın kendine özgü bazı se-bep ve sonuçları bulunmaktadır. Bir defa bu da-va “Kadın vatandaşını koruyamayan bir devlete karşı açılan ilk dava”. Ne yazık ki bu şerefede biz nail olduk. İkincisi bu kararın bir referans karar olarak kabul görmesi.
Aile içi şiddet her toplumda öyle ya da böyle bir biçimde mevcuttur. Ancak batı ülkelerinin önemli bir kısmında bu çirkin olaylar karı-koca arasındaki dokunulmazlık sahası olarak yorum-lanmaz, sivil otoriteden, yargıdan ve basından gerekli karşılığı görür.
Bizde durum nasıl derseniz…. İçler acısı.
Kol kırılır yen içinde kalır. Hep kapı çarpmıştır. Mağdur edenin toplum içerisindeki konumu, kendi acısından daha önemlidir. Bunlar bizim kadınlarımız ve ne yazık ki her üç kadından biri şiddete maruz kalmaktadır.
Kadınlarımız pek çok sahada başarılı işler yapmaktalar, ancak nedense yönetim kademe-lerinde bulunamazlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinde sadece 49 kadın milletvekilimizin sandalyesi bulunmaktadır. Belediye meclis-lerinde ve il genel meclislerindeki durum da oransal olarak farklılık göstermiyor.
4320 Sayılı Ailenin Korunmasına dair kanun ihtiyacı karşılayacak kadar kapsamlı ve tutarlı, ancak uygulamalardaki zorluklardan dolayı bu kanun da tek başına sorunu çözmeye yetme-mektedir.
Yeni belediyeler kanunu büyükşehir beledi-yeleri ve nüfusu 50.000′nin üzerindeki bele-diyeleri de mağdurelere hizmet vermek için yetkili kılmıştır.
Acıları azaltmak adına bu da önemli bir hizmet. Herkese, her kesime görev düşmekte; çaba harcayan sivil toplum örgütleri, dernekler desteklenmeli, gözyaşları dindirilmelidir. Ben başkanımızın bu konuda duyarlı olduğuna inanıyorum. Sorunlar yumağı olan güzel ilçe-mizde, bu da bir sorun ve göz ardı edile-meyecek kadar önemli toplumsal bir yaradır.





































