DÜNYA tüm sihriyle karşımızda duruyor biz insanlar dünyayı yok etmek için elimizden geleni yapsak bile.. Görünen ve bilim insanlarınca hesaplanmış gerçekler meydanda, yazılıp çiziliyor. Her o nehirden biri bir yıl içinde denizlere ulaşamıyor. Su kıtlığının 2025 yılından önce iki milyar insanı etkileyebileceği söyleniyor..
Bataklıkların yer yüzünün yüzde altısını oluş-turduğu biliniyor. Bu bataklıkların suyun taze-lenmesi ve temizlenmesi için birer fabrika ol-duğu biliniyor.. Son yüz yılda yeryüzü batak-lıklarının yüzde sekseni kurutulmuş, ülke-mizde de göller ve bataklıklar kuruyor. Biz de kuruyoruz.
Ormanlar yok ediliyor. Oysa ağaçlar ciğer-lerine çektikleri suyu ğöğe salarlar. İklimsel değerlerin temel taşıdırlar. Ormanlar doğal ilaç deposudurlar. Bitki örtüleriyle, zenginlikleriy-le. Vücut ve hücreler gibi aynı dili konuşuyor ve aynı dilin fertleriyiz…
İnsanlık kendini yok ediyor. Para uğruna daha çok kazanmak için vahşi kapitalizm kısa za-manda daha çok kazanmaktan başka birşey düşünmüyor. Amazon ormanları son kırk yılda yüzde yirmi oranında küçülmüş. Hayvan çiftlikleri ve soya fasülyesi yetiştiriliyor. Dünyanın en büyük dördüncü adası Borneo, her yanı ormanlarla kaplı bu adanın biyolojik çeşitliliği bozulmuş ormanları bitirilmiş. Haiti’de ormanların yalnızca yüzde ikisi kal-mış. Ormanlar bitmiş kalan topraklar tarıma elverişli değil… Madagaskarda oluşumu binlerce yıl alan topraklar erozyonla yok olu-yor. Ülkemizde de benzer durumlar yaşanı-yor… Paskalya adasının nerede olduğunu bilmem. Ama bu adada kurulan medeniyet yok olmuş. Dünyanın en büyük palmiye ağaçları yok olunca sandal yapamayan adalılar balığa çıkamamış, adanın akibeti bilinmiyormuş.
1950 den bu yana dünya nüfusu üç katına çıkınca kağıda olan talep de beş kat artmış. Okaliptus (sulfota) dışında ağaç üretimi de yok gibi…Kısacası dünyamız can çekişiyor. Bir başka dünya da yok göçüp gidilecek. Hoş! Göç; zenginleşmek için değil hayatta kalmak içindir, su, yiyecek, sağlık, elektrik, ağaç vb. yoksa yoksun. Deniz ortasında evin olsa ne yazar? Gelelim ülkemize.
Bodrum’u Halikarnas Balıkçısı’nın öykülerinden tanıdım önce. Salı günü gazetelerde 1965 yılında çekilenle şimdiki hali yayınlanmış. Bodrum beton yığını. Buna rağmen, bakanlar kurulu yarımadanın kuzeyini turizm merkezi ilan etmiş. “Bodrum böyle bitti!” deniyor haberde.
Ülkemizde yabancı maden arama ve benzeri şirketlerin iki bin üzerinde ruhsat verilmiş. Delik deşik ülke halindeyiz… Doğu Karadeniz’de Trabzon, Rize, Artvin ve Giresun’da 341 firma Hidro Elektrik Santrali(HES) yapımı için müracaat etmiş 73 HES yapımına izin verilirken on yedi inşaat mahkeme kararıyla durdurulmuş. Çevreciler karşı olduğu için..
Bütün bunlar ne demek? Milyonlarca yıl akan dereler, ırmaklar onların vadileri, o vadilerdeki ormanlar, binlerce yıllık tarihi kentler, çevre ekolojik yapı, endemik bitkiler yok olacak. Niçin? Kapitalistler, barajlar kursun 70-75 yıl enerji satarak halkın alın terini sömürsün, sularımızı bize satsın diye. Çünkü tüm dünyada en iyi barajların ömrü dahi 70-200 yıl arasındadır. 70 yıl sonra o dereleri, vadileri, ekolojik yapıyı, endemik bitkileri tekrar geri getirebilmeniz için barajlara HES’lere harcadığınızın yetmiş katını harcasanız o yöreleri bugünkü haline getiremezsiniz. Bırakın fırtına dereleri doğallığınca aksın, kayıpta olan ülkemiz, bizler ve gelecekte çocuklarımız olmasın.
Çünkü yol yapılırken dahi hesapta olmayan binlerce ağaç yok ediliyor baraj alanına varana kadar çok büyük alanlar tahrip ediliyormuş. 8 metre yol açılırken dahi aşağıya yuvarlanan taş ve topraklar patlatılan dinamitler yüzlerce dönüm alanı yok ediyor, tahrip ediyor. Ülkemizi kendi elimizle öldürüyoruz.
Konunun uzmanları kaçak elektriğin önüne geçmekle sorun çözümlenir, diyor. Bu bölgede üretilecek elektrik Türkiye elektrik ihtiyacının yüzde bir-ikisini ancak karşılayabilirmiş. Yazık değil mi bu güzellikleri öldürmeye? Ülkemizin ve dünyanın önemli ekosistemleri arasında yer alan Doğu Karadeniz yeşili, vadileri doğal güzellikleri bakımından bir Turizm cenneti olmaya değerdir. Deli çayları, hızlı akan derelerini sadece su değerleri bakımından değerlendirmek yanlıştır. Bu yerleri görenleriniz eminim ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Sularımızın ticarileştirilmesine, satılmasına izin vermemeliyiz.
Hoşça kalın, dostça kalın.





































