RAMAZAN ayını, Torbalı ve Ankara dışında yaşamamıştım. Başı rahmet, ortası mağfiret olan bu kutsal ayın bir bölümünü bilvesile gittiğim “dadaşlar şehri” Erzurum’da, çok farklı duygularla idrak ediyorum. İlk defa ramazanı böylesine özümsemiş, günlük hayatına uyarlamış, oruçla bütünleşmiş insanlar gördüm.
Serhat şehri Erzurum’da, ramazan gerçekten bir başka güzel. Ramazan, şehre nüfuz etmiş; şehir, ramazana… Hayat oruca endekslenmiş. Günlerden pazar… Parklarda, bahçelerde, kahvehanelerde insanlar var, çoluk çocuk, aileler… Sohbetler ediliyor ama çay veya sigara içen, bir şeyler atıştıran birilerini Erzurum tabiri ile “Ara ki bulasın!” yok. Akşamüzeri, iftar vakti yaklaşıyor. Şehir merkezindeyiz. Çifte Minareli Medrese’de iftar hazırlıkları yapılıyor. Belediye ve bir vakıf, ramazan boyunca her akşam yüzlerce kişiye iftar veriyor. Şehrin muhtelif yerlerine çadırlar kurulmuş. İftar vakti, caddeler, sokaklar boşaldı. Trafik durdu. Mütemadiyen akan şadırvandaki su sesi eşliğinde akşam namazları kılınıyor. Ulaşımın durduğu bu vakitte evine gidemeyenler, iftar çadırlarında oruçlarını açıyorlar. Lokantalar gün boyu kapalı ancak yoğun geçecek olan iftar vaktine hazırlıklar yapılıyor. Cağ kebapları, kadayıf dolmaları… İftardan yarım saat sonra şehir yeniden doğuyor. Hayat âdeta yeniden başlıyor. Camiler doluyor, teravihler kılınıyor. Ezanlar burada bir başka güzel. Bülbül sesli müezzinler, ezanın sonunda “salavat” okuyorlar. Teravih sonrası iskemlelerde oturarak semaverlerde demlenen ve Erzurum türküleri dinleyerek içilen çayların keyfi bir başka oluyor. Cumhuriyet Caddesi’nde, Yakutiye Medresesi’nin doğusundaki Lala Mustafa Paşa Camisi, Kıbrıs fatihi Lala Mustafa Paşa tarafından Erzurum’da Beylerbeyi olarak görev yaptığı sırada 1562 yılında yaptırılmış. Cami, Mimar Sinan’ın eseri. Mihrabında, göz hizasında, eski harflerle yazılmış, şairi bilinmeyen şöyle bir beyit dikkatimizi çekiyor:
“Bunu bir secdegâh ettim, İlahî sen kabul eyle,
Sana el bağlasın dursun, gelen giden bu mihraba.”
Erzurum’un havası, suyu çok farklı. Dev semaverin ocağına odun atan gence “Havalar serinliyor, kış mı geliyor yoksa?” diyorsunuz. “Hocam yaz gelmedi ki!” diyor. “Burada dört mevsim vardır.” diyorlar: “İlkbahar, sonbahar, kış, karakış” Her şeye rağmen hayat devam ediyor.
Erzurum’da hummalı bir çalışma var. 2011 Dünya Üniversiteler Arası Kış Olimpiyatları, Palandöken’de yapılacak. Olimpiyatlar, şehrin çehresini değiştirecek. Yatırım seferberliği başlamış. Sevindirici gelişmeler… Ulaşım kolay. Modern bir havaalanı var. Kara yolları genişletiliyor, asfaltlanıyor. Hızlanan yatırımlarıyla, tabiatıyla, coğrafi konumuyla, insanlarıyla Erzurum bir dünya şehri olmaya aday.
Erzurum, Doğu’nun Çanakkale’si. Sadece Aziziye Tabyalarında, 2500 şehit vermişiz. Nene Hatun, 21 yaşında, genç bir anne olduğu hâlde ordunun en önünde kahramanca düşmana meydan okumuş. Destanı hâlâ anlatılıyor. “Nine” aslında “anne” kelimesiyle, anlam bakımından yer değiştirmiş. Anadolu’ya doğudan gelebilecek saldırıları bertaraf etmek için stratejik mekânlara Abdülaziz, Aziziye; Abdülmecit, Mecidiye; II. Abdülhamit de Hamidiye Tabyalarını yaptırmış. Muhteşem eserler. Rus saldırıları, bu tabyalarda göğüslenmiş. Her karış toprakta şehit kanı var.
Erzurum Kongresi’nin yapıldığı tarihî bina, İstiklal Savaşı’nın nasıl kazanıldığının ibretli bir belgesi. 1919 yılının Temmuz ayı. Atatürk’ün başkanlığında toplanan kongreye, Doğu Anadolu’nun bütün illerinden ve ilçelerinden temsilciler katılmış. Katılanların fotoğrafları, kimlik bilgileri, toplandıkları salonda sergilenmiş. Oturdukları sıraların üzerinde isimleri yazıyor. Ne mübarek insanlar! Bu toplantıya katılmak için, vatanın kurtarılması için o zamanki ulaşım imkânlarıyla kim bilir kaç dağı aşıp da geldiler? Ne büyük fedakârlık!
Erzurum, Türklerin Anadolu’daki ilk başkenti. Her yerinden tarih fışkırıyor. İpek Yolu’nun en önemli güzergâhında bulunan “Taş Han” haşmetini muhafaza ediyor ve binlerce yıllık hatırayı canlandırıyor.
Erzurum, hâlâ başşehir. Doğu’nun başşehri ve Türkiye’nin Kafkaslara açılan önemli bir kapısı. Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, İran, Abhazya, Ermenistan ve Nahçıvan ile ilişkilerini geliştiren ve Orta Asya’ya uzanan Türkiye için âdeta bir sıçrama merkezi Erzurum. Doğu’nun makus talihi yeniliyor. Türkiye gelişiyor, Doğu Anadolu gelişiyor. Yatırımlarla, ciddi devlet politikalarıyla bu bölgemizin önümüzdeki yıllarda, ülkemizin en cazip bölgesi hâline geleceğine ve Erzurum’un da tarihteki misyonunu yeniden kazanacağına inanıyorum.





































