Birkaç gün önce Avukat Bülent Demiralan Bey’le bir dostun bürosunda karşılaştık. Kendisini epeydir göremiyordum. Hemen sohbete daldık. Tabii Bülent Bey avukat olduğu için daha fazla konuşuyor. Konu”kendini ifade edebilme” üzerineydi.
Bülent Bey dedi ki;
-Biz toplum olarak kendimizi gereken yerlerde değil, başka yerlerde daha çok ifade ediyoruz. Örneğin biz avukatlar Mahkemelerden çok daha fazla dışarda konuşuruz. Milletvekilleri ziyade çeşitli derneklerin kongrelerinde, toplatılarında daha çok söz alırlar.
Ben özet olarak yazıyorum ama o bunları çok daha güzel bir ifadeyle bir çırpıda anlatıverdi.
Biz zevkle dinledik ve sohbetin bitmesini hiç istemedik. Bülent Bey cümlesini bağladıktan sonra ani bir kalkış yaparak, size daha fazla işkence çektirmeyeyim bu kadar yeter diyerek vedalaştı. Bülent Bey’i köşe yazılarında takip ediyordum ama canlı dinlemek çok daha güzel. Ağzına sağlık Bülent Bey.
* * *
Geçenlerde İlçe Tarım Müdürümüz Sayın Muhittin Cengiz’i ziyarete gittim. İki ziraatçı bir araya gelince ne konuşurlar? Bu soruya bir anımı anlatarak cevap vereyim.
Söke Ziraat Meslek Lisesi’nde çalışırken arkadaşlarla bir gece kaçamak yapalım dedik. 7-8 ziraatçı arkadaş gece Kuşadası Barlar Sokağı’na gittik. Her taraf turist dolu. Mini eteklisi, esmeri, beyazı…
Bakacak şey çok. Barlar Sokağı’nın kenarında bir taşın dibinden bir asma çıkıp oralara sarılmış. Bizim Ziraat Teknisyeni arkadaşımız Mustafa Çakmakoğlu o güzelim kalabalığın içinde, o gece vakti “Arkadaşlar bakın bu asma külleme olmuş” dedi. Dayanamadım:
-Çakmakoğlu Allah seni bildiği gibi yapsın emi?
Ulen bu kadar çok bakılacak güzel şey varken göre göre taşın içindeki küçücük asmanın küllemesini mi gördün?
Eeee ziratatçi işte. Ziraatçinin kaçamağı da bu kadar olur. Bizde Muhittin Bey’le mesleğimiz ve ortamın gereği tarım üzerine sohbet ediyoruz. Biz sohbet ederken Tavas’lı Ali adında bir çiftçimiz geldi. Atatürk Mahallesi’nde sebzecilik hem de hayvancılık yapıyormuş.
Çeşme suyunu hayvanlara da kullandığı için su faturaları kabarık geliyormuş. Buna bir çözüm bulma umuduyla gelmiş. Muhittin Bey kendisine takip etmesi gereken yolu anlattı. Tavaslı Ali Bey’de bizim muhabbete katıldı.
Otuz sene önce bir urganla bu memlekete geldiğini ve her türlü tarım işinde çalıştığını belirten Tavas’lı Ali şöyle devam etti:
-O zamanlar kaandığımız para yetiyordu ama şimdi yetmiyor. Eskiden tulumbadan su içer, çamaşırı leğende yıkardık.
Araba yoktu, cep telefonu yoktu, internet yoktu…
Sattığımız ürünlerin fiyatları artmıyor ama tükettiğimiz ürünlerin hem miktarı hem de fiyatları sürekli artıyor.
Bu koşullarda yetmesi de mümkün değil.
Muhittin Bey de şu tesbitini söyledi.
-Çoğu köylümüzün yeteri kadar toprağı yok ekipmanı yok. Örneğin adamın 10 dönüm zeytini var. Zeytine öyle bir fiyat bekliyor ki, alacağı para evini geçindirsin, çocuğunu okutsun, cep telefonu da alsın kontürünü de.
Tabii beklediği böyle bir fiyat mümkün değil.
Muhittin Bey’in bu tesbiti doğru. Biraz da gerçekçi olmak lazım.
* * *
Ziraatçıların kaçamağından bahsedince aklıma bir ziraatçı fıkrası geldi. Ziraat Mühendisi görevli olarak gittiği bir köyden dönerken, yolda arabası bozulmuş. Ne yapacağını düşünürken ileride bir kulübe görmüş. Kapıyı çalmış. Kapıyı genç ve çok güzel bir kadın açmış.
Adam “Ben Ziraat Mühendisiyim. Köyden dönerken arabam bozuldu. Bana yardımcı olabilir misiniz?” demiş.
Kadın “Kocam askerde, bu gece burada kalabilirsniz” demiş.
Mühendis Bey teşekkür edip, içeri girmiş.
Kadın “Kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?”
Mühendis “Zahmet olmazsa yiyecek birşeyler verebilir misiniz?” Kadın yemek hazırlamış, yemekten sonra üzerindeki yeleği çıkararak “Kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?”
Mühendis zahmet olmazsa çay.”
Kadın çay hazırlamış ve elbisenin bir düğmesini açarak, “ Kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?
Mühendis “zahmet olmazsa bir bardak su.” Sorular ve istekler böyle devam etmiş. En sonunda kadın seksi geceliğini giymiş ve “kocam askerde benden bir isteğiniz var mı?”
Mühendis “Yorucu bir gündü. Ben artık yatayım” demiş ve uyumuş. Sabah uyandığında, avluya çıkmış. Kadın tavuklara yem veriyor. Ancak bir tavuk 5 tane de horoz var.
Mühendis Bey şaşırmış. “Hiç bir tavuğa 5 horoz olur mu?” diye sormuş kadına.
Kadın “Siz onlara bakmayın. Onların sadece bir tanesi gerçek horoz. Ötekiler Ziraat Mühendisi.”
Haftaya buluşmak umuduyla esen kalın.





































